ÜSTÜn yetenekli Çocuklar durum tespiTİ komisyonu




Download 0.52 Mb.
bet2/7
Sana10.04.2017
Hajmi0.52 Mb.
1   2   3   4   5   6   7
alan, öğrenmeyi kolaylaştıran ve etkin bir müfredat programının işlemesini sağlayan profesyonel kişilerdir.

Alanlar - mil. 2-9-a.larda Quyi Volga bo‘yi, Jan. Uraloldi, Don bo‘yi, Shim. Kaspiy bo‘yi (Dneprgacha) mintaqalarda yashagan kabilalar; sar-matlarnipt avlodi. O‘zlarini ironlar deb ataydilar, Vizantiya manbalarida alanlar, gruzin manbalarida oslar, rus yodnomalarida yaslar deb ataladilar.

Ancak farklılaştırılmış bir öğretimin sürdürüldüğü sınıflarda bu süreç içinde öğrencilerin de kritik rolü vardır. Öğrenciler hoşlandıkları şeylerin, tercih ettikleri öğrenme türlerinin bilincindedirler. Bu tür sınıflarda plânlar oluşturulurken, öğrencilerin de söz sahibi olmaları sağlanır. Hem öğrenimlerini hem de öğrenci olarak statülerini daha üst kademelere çıkarmak için, öğrencilere seçim yapmaları öğretilir ve sınıflarıyla ilgili alınacak kararlarda payları olması için, onlara sürekli fırsatlar yaratılır.

Farklılaştırılmış müfredat programının elemanları içerik, süreç ve üründür. Bu her bir elemanı, öğrencilerin hazır bulunuşluk düzeyleri, ilgileri ve öğrenme profilleri gibi niteliklerine bağlı olarak farklılaştırmak gerekir (Tomlinson, 2001).


Üstün Zekâlı Öğrencilere Uygulanacak Eğitim Programlarının Farklılaştırılmasına İlişkin Prensipler:

• İ ç e r i k bir birinden bağımsız üniteler yerine, geniş kapsamlı tartışma konuları, temalar veya sorunlara dayandırılmalıdır.

• Çeşitli disiplinler çalışma alanıyla bütünleşmeli, yani ele alınan konu tarih, coğrafya, Türkçe, edebiyat, matematik, müzik, resim v.b. gibi çeşitli disiplinler açısından ele alınmalıdır.

• Çalışma alanı içinde kapsamlı, ilişkili ve bir birlerini karşılıklı pekiştirici deneyimler sunulmalıdır. Araya bir birinden bağımsız materyal parçalarını eklemekten kaçınmalıdır.

• Geniş ilgi alanına sahip olmaları göz önünde tutularak, alışılagelmiş müfredat programına eklemeler yapmak yerine, öğrencinin ilgi alanı dikkate alınmalı, öğrenci tarafından seçilmiş konunun derinlemesine öğrenimine imkan sağlanmalıdır. Bu amaçla, sınıfın dışındaki kaynaklardan yararlanmakta yarar vardır.

• Üstün öğrencilerde sıklıkla rastlanan bağımsız çalışma eğiliminin sağlıklı bir şekilde işlerlik göstermesi için bağımsız çalışma becerileri geliştirilmelidir.

• Üstün öğrencilerin karmaşık ve soyut düşünebilmeleri dikkate alınarak bilgi yükü yerine, bilgi kazanma süreçlerine önem verilmelidir. Araştırıcılık, keşif, inceleme ile karmaşık ve soyut düşünme üzerinde durulmalı, analiz, sentez, değerlendirme yapma gibi yüksek düzeyli düşünme becerilerinin geliştirilmesine çalışılmalıdır. Genelde bilgi aktarımı ve kavratılmasına önem verip bu basamakta takılan, uygulama, analiz, sentez ve değerlendirmeye yükselmekte zorlanan klasik eğitim sistemimizle üstün çocukların sağlıklı eğitim ve öğretimlerini gerçekleştirmek genelde mümkün olmamaktadır. Öğrenci, hazır bilgilerin tüketicisi olmak yerine, bilgi üreticisi durumuna getirilmelidir. Bu nedenle, yaratıcılığın geliştirilmesi de ayrıca ele alınması gereken bir konudur. Öğrencileri sorunlara yeni çözümler geliştiren üretken bireyler haline getirmek, üstünlerin eğitim ve öğretiminde başlıca amaçlardan biridir.

• Öğrenciler açık-uçlu görevlerde yoğunlaştırılmalıdır.

• Öğrencilerde araştırma beceri ve yöntemleri geliştirilmelidir.

• Temel beceriler ve yüksek düzeyli düşünme becerileri müfredat programıyla bütünleştirilmelidir.

• Yeni düşüncelerin üretilmesini sağlayacak ürünlerin geliştirilmesi teşvik edilmelidir.

• Yeni teknik, malzeme ve şekilleri kullanan ürünlerin geliştirilmesine imkan tanınmalıdır.

• Öğrencinin ürünleri özel kriterler ve standardize edilmiş araçlarla değerlendirilmelidir.

• Öğretmen sahnedeki bir bilge yerine, bir rehber olmalıdır.

• Öğrencinin kendi hakkında bilgi sahibi olması, yani yeteneklerini fark edip kullanması, kendi kendini yönlendirmesi, kendi ile diğerleri arasındaki benzerlik ve ayrılıkları hoşgörüyle değerlendirmesi konularında gelişmesi teşvik edilmelidir. Görüldüğü gibi, bireyden üstünlüğünü saklamak yerine, iç disiplin ve olumlu benlik kavramı kazanmasına yardımcı olması açısından kendini artı ve eksi yönleriyle tanıması gerekmektedir. Bu arada normal yaşıtlarıyla uyum içinde yaşaması için sosyal beceriler kazandırtmakta da yarar vardır. Bu amaçla, bireysel ve küçük gruplar halinde çalışma becerilerinin, olumlu arkadaş ilişkilerinin ve değer yargılarının gelişmesine önem verilmelidir (Kaplan, 1986).

Üstün zekâlı ve yetenekli öğrencilerin eğitim-öğretimlerine ilişkin yönetimsel önlemleri Hızlandırma, Gruplara Ayırma, Zenginleştirme, Müfredat Programı Modelleri ve Eğitime ve Mesleğe ilişkin Rehberlik adı altında 5 grupta incelemek mümkündür:


I. Hızlandırma:

Bu tür önlem çeşitli şekillerde uygulamaya konmaktadır. Birinci sınıfa erken başlatma, sınıf atlama, ders atlama (dersi büyük sınıflarla görme) vb. gibi. Bu tür hızlandırma uygulamalarına okuma, matematik gibi aşamalı içeriğe sahip derslerde daha sıklıkla rastlanmaktadır.

• Birinci Sınıfa Erken Başlatma: Bu tür önlemin gerçekleştirilmesinde aranması gereken bazı kriterler vardır. Bunlar arasında öğrencinin zekâ düzeyinin en az üstünlük sınırına, yani 130 Z.B.’e ulaşmış olması, kesme, yapıştırma, resim yapma, yazma vb. gibi etkinliklerde önem kazanan el-göz koordinasyonunun iyi gelişmiş olması, okuma olgunluğuna ulaşmış olması, bu olgunluğu sosyal ve duygusal alanlarda da gösterebilmesi, sağlık açısından bir probleminin olmaması ve fiziksel gelişim açısından kendinden büyük sınıf arkadaşlarından çok küçük kalmamış olması sayılabilir.

• Sınıf Atlatma: Hızlandırmada bir başka önlem şekli olan sınıf atlatmaya başlıca iki nokta dikkate alınarak karar verilmelidir. Bunlardan birincisi, öğrencinin bazı temel becerileri kazanıp kazanmadığının belirlenmesidir. Öğrencinin bazı temel becerileri kazanmadan bir üst sınıfa geçmesi önlenmelidir. Bir üst sınıfa geçirilmesi düşünülen üstün öğrenciler genellikle sınıf düzeylerinin üstünde bilgi ve yeteneğe sahiptirler. Ancak arada bazı ufak bilgi boşluklarının olmaması için, sınavdan geçirilmeliler ve eksikliklerinin görülmesi halinde, bunların giderilmesi için önlem alınmalıdır.

İkinci önemli nokta, öğrencilerin sosyal uyumudur. Araştırmalar, çoğu durumda sınıf atlatmanın sosyal problemlere ve uyumsuzluğa neden olmadığını göstermektedir. Ancak atlatılacak çocukların fiziksel olgunlukları, boyları, genel duygusal dengeleri, motivasyonları, olaylarla baş etme becerileri dikkate alınmalı ve hepsinden önemlisi de daha üst düzeyde bilgi gereksinimine sahip olup olmadıkları değerlendirilmelidir.

• Ders atlatma önemli avantajlara sahiptir. Olumlu yönlerini ele aldığımızda, öğrenciye ileri olduğu alanda ilerleme imkânı tanırken, sınıf düzeyinde olan diğer alanlardaki becerilerini de geliştirme imkânı verir. Aynı zamanda sosyal açıdan da yaşıtlarıyla birlikte olma imkânı yaratmaktadır. Böylece bir dersteki denemeyle o kişi için sınıf atlamanın uygun olup olmayacağını kestirme imkânı da doğabilir. Ders atlamanın olumsuz yönü ise, belirli dersteki hızlandırmayı sürdürmede gerekli ayarlamaların yapılmaması sonucunda ortaya problemin çıkabilmesidir.

• Dersi Okumadan Sınavına Sokmak: Amerika’da orta ve lise düzeyinde mâli yükümlülük getirmeden uygulanan bir diğer hızlandırma şekli ise, dersi okumadan sınavına sokmak ve başarılı olma halinde de o dersin kredisine sahip olmaktır.

• Üniversiteden Bazı Dersler aldırtmak: Bir başka hızlandırma şekli ise, orta öğretimde öğrenim görürken üniversiteden bazı dersler aldırtmaktır. Bunun gerçekleşmesi için öğrenci günün bir kısmını ileri düzeyde ders almak için üniversitede geçirir, ya da orta öğretimde aynı dersi alan bir sınıfı oluşturacak sayıda öğrenci varsa, öğretim üyesi bizzat gelerek lisede ders verebilir. Böylece öğrenciler üniversiteye başlamadan bazı kredilere sahip olabilirler.

• Üç Ders Yılında Kapsanan İçeriği Hızlandırarak İki Yıla Sıkıştırtmak: Bu tür önlemin daha çok matematik dersinde uygulandığı görülür. Bu uygulamaya daha az sıklıkla fen derslerinde de rastlanabilir.

• Üniversiteye Erken Kabul Etme: Bu tür önlemin bir şeklinde, orta öğretimdeki hızlandırma ile bu sağlanabildiği gibi, bir diğer türünde ise üstün öğrenci liseyi bitirmek için gerekleri yerine getirmeden doğrudan koleje tam gün olarak devam eder.

• Yetenek Araştırması: Hızlandırmanın bir başka uygulama şekli de yetenek araştırması adı altındaki programlardır. 1971 yılında John Hopkins Üniversitesinde J. STANLEY tarafından matematik açısından erken gelişmiş 7. sınıf öğrencileri için başlatılan programlardan da bu grup altında söz edilebilir.
II. Gruplama:

Bir başka önlem şekli olan gruplamadan amaç, benzer özellikler gösteren çocuklara birlikte çalışma imkânı elde etmeleri için uzun veya kısa süreli çeşitli düzenlemeler sağlamaktır. Tam Gün Homojen Sınıflar (sadece üstünler), Tam Gün Heterojen Sınıflar (normal ve üstünler karışık) ve Yarım Gün veya Geçici Gruplar olmak üzere 3’e ayrılabilir.

• Tam Gün Homojen Sınıflar: Bu grup altında özel sınıflar ve özel okullar sayılabilir. Bu grupta Amerika’daki Magnet okulları da sayılabilir. Bunlar sanat, matematik, fen, iş ve ticaret becerilerine ilişkin alanlarda uzmanlaşmış öğretim veren okullardır. Özellikle, okulu hapishane gibi algılayıp ekonomik ve sosyal başarı için bir geçit olarak görmeyen ve her ana okulu bırakma tehlikesinde olan çocuklar için açılmıştır. Bu tür okullara New York, Boston, Cincinnati, Houston, Winston-Salem, Milwaukee’de rastlanabilir.

• Tam Gün Heterojen Sınıflar: Bu tür önlem şekline örnek olarak, normal sınıflarda oluşturulan seviye grupları verilebilir. Bu durumda öğrencinin sınıfından ayrılmasına gerek yoktur.

• Yarım Gün veya Geçici Gruplamalar: Bu başlık altında Pullout programlarından söz edilebilir. Bu tür programlar, üstün ve yetenekli çocukların genelde haftada bir öğleden sonra iki üç saatliğine normal sınıflarından çekilerek, üstünlerin eğitimi konusunda uzman bir öğretmenin veya bölge koordinatörü bir eğitimcinin denetiminde zenginleştirme etkinliklerine tâbi tutulmaları şeklinde işlerlik gösterir. Böyle bir düzenlemeye katılan çocuklar, genellikle kaynak odası (resource room) adı verilen bir yerde toplanırlar. Buraya böyle bir ad verilmesinin nedeni, burada okuma ve âletlere ilişkin kaynakların olmasındandır. Genellikle tek bir koordinatör haftanın her öğleden sonrası farklı bir okulda pullout sınıfını yürütür. Diğer gruplamalarda ve özel sınıflarda olduğu gibi, bu tür sınıflarda da yaratıcılığın, yüksek düşünce becerilerinin ve kişiliğin geliştirilmesi üzerinde yoğunlaşılmakta, bireysel projelere önem verilmektedir.

Bu tür önlem, normal sınıf çalışmalarından bir süre öğrencileri uzak tutması ve bazı konuların işlenememesi nedeniyle, öğretmenlerin tepkilerine mâruz kalmasına ve göz göre göre ayrıcalık tanınması nedeniyle de normal düzeydeki öğrenciler arasında da üstünlere karşı olumsuz bir tutum gelişmesine neden olabilmektedir.

• Yarım Gün Özel Sınıflar: Bu tür önlem, bu grup altında sayılabilecek bir diğer önlem şeklidir. Özel sınıflar tam gün olduğu gibi, okul gününün yarısının veya daha fazlasının geçirildiği sınıflar şeklinde de işlerlik gösterebilir veya geçici olarak uygulamaya konulabilir.

• Okul İçinde Okul: Bu tür önlemde, bütün okul, okul içinde okul kavramına göre düzenlenmiştir. Bu düzenlemede, çevredeki üstün ve yetenekli çocuklar, normal çocuklara da eğitim-öğretim hizmeti veren bir okula devam ederler. Günün bir bölümünü özel eğitim öğretmenlerinin ders verdiği özel sınıflara devam ederek geçirirler. Diğer kısmını ise, normal düzeydeki arkadaşlarıyla beden eğitimi, el sanatları, ev ekonomisi gibi dersleri birlikte alarak geçirirler.


III. Zenginleştirme

Zenginleştirme stratejileri, süreç ve içeriğe ilişkin hedeflere ulaşma yöntemleridir. Sürece ilişkin hedefler yaratıcı düşünme, problem çözme, kritik düşünme, bilimsel düşünme vb.ni içerir. İçerik ise, süreçlerin geliştirildiği ders konuları, projeler ve etkinliklerdir.

Bunlar arasında

• Bağımsız çalışma ve araştırma projeleri,

• Kültürel ve bilimsel alanlara veya mesleki kuruluşlara geziler,

• Cumartesi programları,

• Sınıfta veya okulun kaynak odasında oluşturulan Öğrenme Merkezleri,

• Yaz programları,

• Müzik, sanat, dil, bilgisayar ve yaz kampları

• Yaratıcı sorun çözmeyi geliştiren Odyssey of the Mind gibi programlar

• Öğrencilerin hem klasik edebiyatla tanışmalarını sağlamak hem de onların yorum ve tartışma becerilerini kuvvetlendirmek üzere düzenlenmiş programlar

• Sahte mahkeme şeklinde turnuvalar

sayılabilir.

Bunlardan başka, değişikliklerle daha aktif şekilde baş edebilmek için geleceğe karşı duyarlılığı arttırma, değişmeleri gerçekleştirebilme konusunda olumlu tutum içinde olma, yaratıcılığı geliştirme, ikna edici, açık ve sağlıklı iletişim becerilerini arttırma, sorun çözme modellerini öğrenip günlük yaşamla bütünleştirme, araştırma becerilerini geliştirme, nasıl bilgi toplanacağı, nereye ve kime müracaat edileceği konularında bilgi sahibi olmak üzere geliştirilen Gelecekle İlgili Yaratıcı Sorun Çözme Programları da bu başlık altında sayılabilir.

Zenginleştirme altında sayılabilecek bir başka önlem şekli de Amerika’da mentorship adı altında geçen usta (uzman)-çırak ilişkileridir.
IV. Müfredat Programı Modelleri:

Müfredat programı modelleri altında George T. Betts’in Üstün ve Yetenekliler için Otonom Öğrenme Modeli; Barbara CLARK’ın Bütünleştirici Eğitim Modeli; John FELDHUSEN & Penny Britton KOLLOFF’un İlköğretim Düzeyinde Üstün Zekâlılar için Purdue Üç-Evreli Zenginleştirme Modeli; John FELDHUSEN & Ann ROBINSON’ın Üstün Zekâlı ve Yetenekliler için Purdue Orta Öğretim Modeli; Sandra N. KAPLAN’ın Izgarası: Üstün Zekâlılara Yönelik Farklılaştırılmış Müfredatın Yapılandırılması için Bir Model; Mary MEEKER & Robert MEEKER’ın Üstün Zekâlıların Eğitimi için Zekânın Yapısı (SOI) Sistemi; Joseph S. RENZULLI & Sally M. REIS’in Üçlü/Döner Kapı Zenginleştirme Modeli: Yaratıcı Üretkenliğin Geliştirilmesi için Okul Çapında Bir Plân; Sally M. REIS & Joseph S. RENZULLI’nin Ortaöğretim Üçlü Modeli; Julian STANLEY’in Matematikte Erken Gelişmiş Öğrencilere Öğretim Modeli (SPMY), Carol SCHLICHTER’in Sonsuz Yetenekler: Genel ve Üstün Zekâlılar Programlarında Taylor’un Çoklu Yetenek Yaklaşımının Uygulanması; Abraham J. TANNENBAUM’un Zenginleştirme Matriksi Modeli; Donald J. TREFFINGER’in Bireyselleştirilmiş Programlama Aracılığıyla Etkin, Bağımsız Öğrenmeyi Geliştirme; Frank E. WILLIAMS’ın Üstün Zekâlıların Programlarını Zenginleştirmek İçin Bilişsel-Duyuşsal Etkileşim Modeli; Frank E. WILLIAMS’ın Üstün Zekâlılara Ait Programların Zenginleştirilmesi Amacıyla Bilişsel-Duyuşsal Etkileşim Modeli vb. sayılabilir.

V. Eğitime ve Mesleğe İlişkin Rehberlik: Hızlandırma, Gruplama ve Zenginleştirmenin yanı sıra, üstün zekâlı ve yetenekliler için program uygulamaları, rehberlik hizmetini de içerir. Kişisel sorunları ve uyumları, eğitimleri ve mesleki yönlendirilmeleri açısından rehberlik, programların önemli bölümünü oluşturur (Davis ve Rimm, 1989).

Üstün Yetenekli Çocukların Eğitim Tarihi İçindeki Yeri (Dünyada)


EFLÂTUN VE DEVLET ADAMI FELSEFESİ

Felsefe sistemi içinde, üstün beyin gücünün toplum düzeni ve yönetimi açısından önemini ilk vurgulayanlardan biri, eski Yunan düşünürlerinden Eflâtun’dur. Eflâtun “Ülküsel Devlet” adlı eserinde, bir yandan en etkili ve yeterli bulduğu devlet biçimini açıklamaya çalışmış, öte yandan da bu devleti gerçekleştireceklerini düşündüğü “Yönetici Filozofların” nasıl eğitilmeleri gerektiğini ayrıntılı olarak belirtmiştir. Ona göre toplumdaki bireyleri bu açıdan dört sınıfa ayırmak gerekir:

Bakıra Benzettiği Sınıf: Eflâtun’un en kalabalık sınıf olarak nitelediği ve bakıra benzettiği sınıf, köle sınıfıdır. Bunlar, yurttaşlık yetenek ve yeterlilikleri bulunmayan, okul eğitiminden yararlanmaya güçleri ve hakları olmayan bir kesimi oluştururlar. Bu sınıfa kas ve beden gücüne dayalı el sanatları, tarım ve benzeri işlerde çalışmaya yarayacak beceriler kazandırılır ve bu sınıfa ait bireyler, yurttaşların emri altında, bu işlerde çalıştırılırlar.

Tunca Benzettiği Sınıf: Eflâtun’a göre, esnaf, tüccar, sanatkâr gibi zümreler gerçek yurttaş kitlesinin tabanını oluşturur. Tunca benzettiği bu sınıfın çocuklarının zihin, beden ve duyguları, temel eğitim yoluyla geliştirilmelidir.

Gümüşe Benzettiği Sınıf: Eflâtun, savaşçıları, seçkin sanatkârları vb.ni içeren sınıfı, yapı ve değerleri açısından, gümüşe benzetmiştir. Ona göre, bu kesim, toplumdaki yer ve görevlerinin önemi ile ilişkili olarak, daha üst aşamada eğitim olanaklarından yararlandırılmalı ve böylece toplumsal yaşama hazırlanmalıdırlar.

Altına Benzettiği Sınıf: Eflâtun, geleceğin yönetici filozoflarını “altın yaratılışlı” olarak nitelendirmiştir. Ona göre, bu kesimin seçilerek eğitim düzeninin doruğuna kadar yükselmesi gerekir. Kendilerine toplumun sağlayabileceği en iyi eğitim verilmeli, devlet yöneticiliği için gerekli bütün bilgi beceri ve niteliklerle donatılmalıdırlar.

Eflâtun bu geleceğin devlet yöneticisi filozoflarını kendi ifadesiyle şöyle nitelemektedir:

“… Çağdaş bir filozofun bilim kafasını teşkil ettiğini söylediği bu ahlâk meziyetleri felsefe kafası için kâfi değildir. Zihin meziyetleri de gerektir. İlimden zevk almak, kolay ve çabuk öğrenmek, iyi hatırlamak, çabuk kavramak, açık ve seçik bir muhayyile, geniş ve çabuk hatırlayan bir hafıza, zekâ ve feraset, görüş derinliği ve kesinliği de lâzımdır. Devlet, terbiye ve tecrübeyle olgunlaşan bu gibi insanlardan başka kime emanet edilebilir …”

Okul öğretimlerini tamamladıktan sonra da yetenekli ve hazırlıklı oldukları devlet hizmet dallarında tecrübe edilip olgunlaşmalı ve doruktaki önderlik için gerekli olan yeterliliğe erişmelidir. Bu önerisinde Eflatun, açık olarak bireyler arasındaki anlık ya da beyin gücü farklılık ve seviyelerine değinmektedir. Fakat bu sınıfların, yaratılış ve yapılarını o çağda, kendine öz bir değer ölçeği olduğunu çeşitli madenlere benzeterek, güçleri ve toplum için olan önemleri açısından bunların birbirine eşit değerde olamadıklarına değinmektedir.

Altın yaratılışlı ve değeri en üstün sayılan bireylerin sadece “devlet yöneticisi” adayı olarak görülmesi de ilginçtir. Heykel, şiir, tiyatro, edebiyat, yapı sanatları gibi seçkin ve üstün yeteneklere ihtiyaç gösteren uğraşıları bile devlet yöneticilerinin değer açısından altında sayılması gereken zümreler olarak görmüştür. Bu onun toplum düzeni, mutluluk ve verimliliğinde yöneticilere ne kadar ağırlık ve öncelik verdiğinin bir belirtisidir.

Eflâtun’un devlet adamı ve eğitimine verdiği özel önem kuramsal düzeyde de kalmamıştır. Bir yandan Rönesans’ı izleyen çağ da batı ülkelerinde biçimlenip gelişen “lise” modelinin oluşup gelişmesini etkilemiştir. Bugün bazı Avrupa ülkelerinde çocukların okul başarısına göre, dördüncü sınıfın sonunda başlayarak ya hayata dönük okullara ya da yüksek öğretime hazırlayan okullara ayrılışı Eflâtun’un eğitim anlayışının süregelen etkileri sayılabilir. Fakat bundan daha açık olan başka bir uygulama alanı da, güçlü bir ihtimalle Osmanlı Devletinin “Enderun Mektebi” nde ifadesini bulmuştur.

Kendini izleyen çağlarda eğitim uygulamalarındaki etkileri ne olursa olsun Eflatun’un bu noktada bizim için önemli olabilecek yönü, bireyler arasında, kabataslak da olsa, yetenekler açısından ayrıcalıklar bulunduğunu önermiş olmasıdır. Ayrıca, bunlar arasından en üstün düzeyde olanları seçip devlet yöneticiliği için yetiştirecek bir eğitim örgütü önermesidir (Enç, 1979).


GALTON VE DEHA ÜZERİNDEKİ ARAŞTIRMASI

Bireysel Ayrıcalıklar Ruhbiliminin kurucularından olan Sir Francis Galton, olağan üstü beyin gücünün biyolojik ve psikolojik özellikleri ile ilgili sorunlar üzerine ilk kez bilimsel yöntemlerle eğilen kişidir. Aynı zamanda istatistiği bir araç olarak kullanan bu bilim dalına nicelik yönetimini de katmıştır.

Onun zamanına kadar Wund ve onu izleyenler, laboratuar deneylerinde bireyler arasında “algı, algılama süresi, tepki hızı” gibi konularda gözlenen farklılıkları deneklerin düştüğü yanılgılar olarak yorumluyorlardı. Irk, cinsellik ve yaş açısından birbirine denk olan bireylerde biyolojik yapı ve ruhsal görevler boyutunda önemli farklılıklar olabileceği düşünülmüyor, hepsi için aynı derecede geçerli olabilecek ruhbilim yasaları araştırılıyordu. Bu alanla ilgili çalışmalar yapan araştırmacılar, zekâ geriliği ve deha gibi göze batacak kadar büyük değişkenlikleri bireysel ayrıcalıklar olarak yorumlamıyor; insandan ayrı bir türmüş gibi algılıyorlardı.

Örneğin, diğer insanların fikirlerine uymayan, onları şaşırtan görüş ve düşüncelere sahip olan üstün zekâlılar, “şeytan, çılgın”; insanlığa yararlı fikirlere sahip olup bunları uygulayarak başarıya ulaşanlar ise “yarı tanrı ya da insan üstü varlık” olarak nitelendiriliyordu.

19. yüzyıl ortalarında Galton, yapı ve ruhsal görevler açısından ayrıcalıkların söz konusu olduğu ve bunun dayandığı ilke ve yasaları araştırmaya başlamıştır. 1860 yılında, hayatta sağladıkları seçkin ve olağanüstü başarı ile sivrilmiş, aralarında devlet adamlarının, yazarların, düşünürlerin, sanatkârların, yargıçların, bilim adamlarının ve hatta ünlü güreşçilerin de bulunduğu “400” kişi seçmiş ve bu kişilerin olağanüstü başarıları ve üstün yetenekleri hakkında “biyografiler, otobiyografiler, hâtıra defterleri” gibi kaynaklardan edindiği bilgileri bir arada toplamıştır. “Kalıtımsal Deha” adlı eserinde yayımlanan bu bulgulardan özetle şu sonuçlara ulaşmıştır:

• Deha adını alan olağanüstü düzeydeki beyin gücünün, her kuşaktaki oranı doğa yasalarınca sınırlandırılmıştır. Bunların her kuşaktaki sayısını yaklaşık olarak önceden tahmin edebilmek mümkündür.

• Dehanın çeşitli dereceleri bulunmaktadır. Buna göre derece yükseldikçe bir önceki basamağa göre, aynı kuşakta görünüş sıklığı da azalır böylece en az görünen, üst basamaktaki en yüksek deha seviyesidir.

• İncelenen 400 kişinin yakın akrabaları arasında da üstün başarılı kişilere tesadüfün ötesinde olan bir sıklıkla rastlanmaktadır.

• Galton’un incelediği üstün başarılı ünlü kişiler arasında kadınlara çok az rastlanmış olması, özellikle ondan sonra gelen araştırmacıların “deha ile cinsiyet” arasındaki ilişkiyi araştırmalarına neden olmuştur.
Diğer araştırmacıların da bu alandaki araştırmalarına dayanarak varılan ortak sonuç; ün ve üstün başarı sağlayan yetişkinler arasında kadınların erkeklere oranla daha az olduğudur. Bu çalışmaların yanı sıra Cattelle’nin incelediği “Amerikan fen adamları” arasında da çok az sayıda kadının bulunması yapılan çalışmaları desteklemedir.

Elde edilen bu sonuçları bazı araştırmacılar kalıtımın etkisi olarak yorumlarken bazıları da çevrenin etkisi olarak yorumlamışlardır. Ancak deha öncelikle kalıtımsal etmenlerin ürünü olarak düşünüldüğünde ünlülere kız kardeşler arasında daha çok rastlanması gerektiği öne sürülürken, bazı bilim adamları da bunun kadınlara eşit eğitim ve gelişme olanağı verilmediği için böyle olduğunu savunmaktadır (Enç, 1979).

Galton’un aydınlatmaya çalıştığı “çevre - kalıtım” sorununu çözmek için girişilen araştırmalar konunun daha da karışık bir hal almasına neden olmuştur. Galton, çevre ve kalıtımın olağanüstü iş başarma gücüne etki yapan tek unsur olmadığını belirtmiştir. Galton’dan sonra bu konuyla ilgili araştırma yapanlar da esas itibariyle onun geliştirip kullandığı yöntemi benimsemiştir. Bu araştırma yöntemini üç temel noktada toplayabiliriz:
• İnceleme konusu olarak bir ya da daha fazla alanda yaptıkları seçkin çalışmalarla tanınan kişiler ile ilgili biyografik ve benzeri kaynaklardan bilgi toplamak,

• Elde edilen bilgileri çeşitli yönlerden istatistiksel değerlendirmelere tâbi tutmak,

• Elde edilen bulguları üstün zihin düzeyini oluşturan nedenler açısından yorumlamaktır.

De Candolle

De Candolle’un çevre kalıtım sorununu aydınlatmak amacıyla Paris Fen Akademisi’nin “100 yabancı uyruklu fahri üyesi” üzerinde yaptığı bir inceleme sonucunda bunlardan “41” nin soylu ve zengin ailelerden, “52”sinin orta tabakadan, “7”sinin ise işçi ailelerinden geldiğini saptamıştır. 19. yüzyıl Fransa’sında işçi ailelerinin sayısı; soylu ve zengin ailelerle, orta tabaka ailelerine oranla hayli düşük olduğu halde, inceleme konusu olanların yüzde “93”ü bu iki sınıftan, yalnız “7”si işçi sınıfından gelmiştir. Bu bulguları “elverişli çevrenin üstün başarı üzerindeki belirleyici etkisi” olarak yorumlayan De Candolle, işçi çocuklarının doğal yetenek düzeyleri ne olursa olsun, imkânlardan yoksun kaldıkları için seçkinlik sağlayamadıklarını ileri sürmüştür (Enç, 1979).
Odin

Fransa’da edebiyat ve yazarlık alanlarında ün yapmış “823” yazarı inceleyen Odin, bu kişilerin i’unun yönetici sınıfının, #’ünün yüksek meslek mensuplarının, ’sinin ticaret ve iş adamlarının, ’sının ise nüfusun geri kalan kısmının ailelerinin çocuklarından olduğunu bulgulamıştır (Enç, 1979).


Elise

“İngiliz Dâhileri” adını verdiği, çeşitli uğraşı alanlarında sivrilip ün yapmış 829 kişiyi inceleyen Elise, edindiği bilgilere göre araştırmaya katılan kişilerin % 18,8’i soylu ve zengin, % 41,3 ü yüksek meslek mensubu, % 31,3 ü tüccar ve iş adamı, % 6’sı tarımla uğraşan, % 2,5’i ise sanatkâr ve işçi ailelerinden oluşmaktadır. Bu kişilerin fotoğraf ve portrelerini inceleyen Elise, “kumral ve sarışınların” daha çok fen alanına, “esmerlerinse” daha çok güzel sanatlara yatkın olduklarını ileri sürmüştür. Araştırmacı, İngiltere’de işçi kitlesinin toplamının, soylu ailelerin en az yüz katı olduğunu, buna rağmen bu ünlü kişilerden soylulara göre ancak dörtte bir kadarını yetiştirebildiklerini belirtmektedir (Enç, 1979).


Cattelle

Cattelle, ABD’nin ünlü 1000 fen adamı üzerinde 15 yıl süren etraflı bir araştırma yapmıştır. Örneklemine giren bu kişilerin ünlülük düzeylerini o zamanda yaşayanların kanılarını dikkate alarak saptamıştır. Bu araştırmanın önemli bulgularını şöyle özetleyebiliriz:

• İncelediği fen adamları genel nüfusun çok küçük oranına tekabül etmektedir.

• Ülkenin çeşitli bölgelerinin katkısı, birbirinden hayli farklıdır. Özellikle doğu kıyısındaki büyük kentler, Orta Amerika ve batıya göre daha fazla fen adamı yetiştirmiştir. Bunu, yüksek öğretim kurumlarının doğu bölgesindeki büyük kentlerde daha yoğun oluşuyla açıklamak mümkündür. Bu bulguya bağlı başka bir nokta ise kentlerin katkısının, tarım bölgeleri diyebileceğimiz köy ve çiftlik alanlarına göre çok daha yüksek oluşudur.

• Diğer bir ilginç sonuca gelince: Köy ve tarım bölgelerinde doğan fen adamları arasında ün ve başarı açısından örneklerin doruğunda olanlara pek az rastlanabilmesidir. Bunlar daha çok kümenin alt basamaklarında yer alabilen kişilerdir. En üstte yer alabilenlerin çoğunun babaları da kendileri gibi fen adamı olan kişilerdir.

Araştırmacı, genel nüfustaki oranlarına göre yüksek meslekten bir babanın ünlü kişi durumuna gelebilecek bir çocuk sahibi olması şansının, bir düz işçiye göre 1400 kat daha fazla olduğunu belirtmektedir.

Bu bulguları Cattelle bir kişinin hayatta ne olabileceğinin sınırının doğal ya da kalıtımla belirlenen yeteneklerin düzeyi tarafından tayin edildiği, buna karşılık bu gizil gücün nereye kadar gelişerek bundan nasıl ve ne kadar yararlanılabileceğinin de çevre ya da eğitim tarafından gerçekleştirildiği şeklinde yorumlamıştır.

Böyle bir yorum belki de gerçeğe daha yakın olur. Çünkü bütün bu araştırmaların ele aldığı büyük kişiler, ün yaptıkları gelişmiş uygarlık ortamında değil de örneğin Afrika’nın göbeğinde doğmuş olsalardı, durumları ne olurdu? Hiçbir doğal yeteneğin, içinde doğduğu çevre olanaklarının üstünde ve ötesinde bir gelişme sağlayamayacağını da ortaya koymaktadır (Enç, 1979).


ABD’DEKİ ÜSTÜN YETENEKLİLERİN EĞİTİMİ

1958 tarihine kadar eğitimi toplumun her kesimine yayarak okullaşma oranını arttırma eğiliminde olan Amerika Birleşik Devletleri’nde bu tarihte çıkarılan özel bir yasayla üstün zekâlıların eğitimi konusunda bir atılım sağlanmıştır (www.gifted.ucon.edu). Bu tarih itibariyle üstün zekâlıların eğitiminin en çok tartışıldığı, kuramların ve modellerin geliştirildiği yerel ve federal düzeyi ile eyalet düzeyinde çok sayıda uygulamaların gerçekleştirildiği ülkelerden biri haline gelen Amerika Birleşik Devletleri’nde, konunun gündemde olduğu 1970’ li yıllarda üstün zekâlıların sorunlarına yönelik ilk çözüm olarak hızlandırma akla gelmiştir. Zaman içerisinde hızlandırmanın sınıf atlama, ders atlama, kredilendirme vb. türde uygulamalarında elde edilen sonuçlara dayanarak değiştirilip düzenlenmiştir (Akarsu, 2001).

Amerika Birleşik Devletleri’nde, üstün zekâlıların eğitiminde tercih edilen yöntemlerden birisi olan zenginleştirme kapsamında ise; okulun içinde ya da matematik, bilim, sanat ve öğrenme merkezlerini devreye sokma, geziler, Cumartesi programları, yaz okulları, müzik, dil, sanat ve bilgisayar kampları kurma çalışmaları da yapılmaktadır. Bunların dışında genel eğitimin bir parçası olarak okul ya da öğretmenlerce yönlendirilen bağımsız inceleme, bilimsel araştırma ve sanatla ilgili projeler hazırlama etkinlikleri düzenlenmektedir.

Üzerinde yapılan tartışmalara rağmen, üstün zekâlılara yönelik farklı gruplandırmalar da Amerika Birleşik Devletleri’nde yaygınlık kazanmış önlemlerdendir (Akarsu,2001).

Amerika Birleşik Devletleri’nde, yatılı üstün zekâlılar okulları, Uluslararası Bakalorya (International Baccalaurate), Matematikte Üstün Yetenekli Gençlerin İncelenmesi ve Yetenek havuzu oluşturma (Study of Mathematically Precocious Youth and Talent Search) gibi programlar, üstün zekâlılara hizmet sunmaktadır. Uluslararası Bakalorya Programı, içinde ülkemizin de bulunduğu pek çok ülkede üstün akademik performans gösteren öğrencilere iki yıllık iddialı bir program sunmaktadır. Öğrencilerin, uluslar arası saygınlığı ve kabul görmüşlüğü olan IB diplomasını almaya hak kazanmaları için, merkezî yazılı sınavlardan geçmeleri ve bağımsız bir özgün araştırma raporu sunmaları gerekmektedir. John Hopkins Üniversitesi’nde kurulmuş olan Center for Talented Youth (CTY) ise, Matematikte Üstün Yetenekli Gençlerin İncelenmesi ve Yetenek Havuzu Oluşturma gibi programlarla matematikte çok üstün başarı gösteren öğrencileri tespit etmeye çalışmaktadırlar.

Ayrıca Lousiana, Indiana, Ilinois, Texas, Güney ve Kuzey Carolina’da açılan matematik ve fen ağırlıklı okullar, üniversite kampüslerinde yer alarak, seçilerek kabul edilen öğrencilerine zengin bilim ve sanat olanaklarının yanı sıra çeşitli sosyal, kültürel ve sportif etkinliklerden faydalanma imkânı vermektedir.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bazı üniversiteler de bünyelerinde araştırma, eğitim ya da öğretmenlere yönelik hizmet içi eğitim sunan merkezleri barındırır. Purdue Üniversitesi’ndeki Üstün Zekâlılar Araştırma Enstitüsü (Gifted Education Research Institute), William & Mary Koleji’ndeki Üstün Zekâlılar Eğitim Merkezi (Center for Gifted Education), Washington Üniversitesi’ndeki Yetenekli Gençler Merkezi (Center for Capable Youth), Connecticut Üniversitesi’ndeki (Ortaokul Seviyesinde Araştırma ve Yetenek Gelişimi Yüksekokulları (Academies of Inquiry and Talent Development at the Middle School Level), bu programlardan bazılarıdır (Akarsu, 2001).

Amerika’daki okulların ve merkezlerin yanı sıra ebeveynlerin oluşturduğu destek grupları, dernek ve vakıflar da üstün zekâlılara yönelik etkinlikler düzenlemektedir.


SSCB’DEKİ ÜSTÜN YETENEKLİLERİN EĞİTİMİ

1957 yılında gökyüzüne fırlattığı Sputnik ile bilime, dolayısıyla eğitime verdiği önemi bir kez daha kanıtlayan SSCB, üstün zekâlı çocukların eğitimine ayrı bir önem vermektedir (Elbert ve Duncan 1962, Akt:Keysan, 1986). Günümüz SSCB’nin üstün yeteneklilerle ilgili başarılı çalışmaların kökenleri 1950’li yıllarda, o dönemin Nobel ödüllü bilim adamlarının öncülüğünde kurulan iki tur okula dayanmaktadır. Birinci tür okullar, bölgedeki tüm ortaokul öğrencileri arasından matematik, fizik, kimya, biyoloji ve informatik dallarında ayrı ayrı seçilen ve lise düzeyinde eğitim alan öğrencilere yöneliktir. Moskova, Leningrad, Kiev ve Novosibirsk’te bulunan Bilim Kentlerindeki üniversite kampüslerinde kurulmuş olan bu okullarda eğitim gören gençlere, üniversitedeki en saygın bilim adamlarınca eğitilme fırsatı tanınmıştır. Bulundukları üniversite çevresinin tüm olanaklarından faydalanmakta olan öğrencilerin eğitim hizmetine, öğrencilerin sorunlarıyla ilgilenen danışma merkezleri de dahil edilmiştir.

Nobel ödüllü bilim adamlarının kuruluşlarında öncülük ettiği ikinci tür okullar ise yabancı dil, müzik, folklor, edebiyat ve felsefe eğitiminde yoğunlaşmıştır. Sovyet dünyasının bilim ve sanatta olağanüstü performans sergileyen önderlerin çoğunu yetiştirmiş olan bu okullardan en ünlüleri Gnesin Müzik Okulu, Stragonov Sanat Okulu ve Leningrad Bale Okuludur. (Grigorenko ve Clinkenbeard,1994, Akt.: Akarsu, 2001)

SSCB’de üstün yetenek gösteren öğrenciler için kurulan ve her cumhuriyetin başkentinde mutlaka bulunan bilimsel akademilerde de yetenekli çocuklara fen, matematik, fizik, kimya, gökbilimi vb. alanlarda eğitim hizmeti verilmektedir. Çocukları, ilkokuldan sonra bünyesine kabul eden ve yatılı eğitim veren bu faydalı uygulamanın başarılı örneklerinden birisi Sibirya’nın

Download 0.52 Mb.
1   2   3   4   5   6   7




Download 0.52 Mb.

Bosh sahifa
Aloqalar

    Bosh sahifa



ÜSTÜn yetenekli Çocuklar durum tespiTİ komisyonu

Download 0.52 Mb.