ÜSTÜn yetenekli Çocuklar durum tespiTİ komisyonu




Download 0.52 Mb.
bet3/7
Sana10.04.2017
Hajmi0.52 Mb.
1   2   3   4   5   6   7
Novosibirsk şehrinde bulunan bilim akademisidir.

Novosibirsk (1903-25 yillarda Novonikolayevsk) - RF dagi shahar, Novosibirsk viloyati markazi, Ob daryosidagi pristan. Ob dar-yosining har ikkala sohilida. N. yaqiniga Novosibirsk GES qurilgan va Novosibirsk suv ombori bunyod etilgan.

Ayrıca öğrencilerini, altı yaşında tabî tuttukları zorlu bir sınavla alan ve müzik, resim, bale dersleri veren güzel sanat okulları da SSCB’de üstün yeteneklilere sunulan imkanlardan birisidir. Seçilen her çocuğun günde 2-4 saat mecburi eğitim aldığı bu okullardaki öğrencilerin bazıları normal okullarına devam eder (Keysan, 1986).
AZERBAYCAN’DAKİ ÜSTÜN YETENEKLİLERİN EĞİTİMİ

Azerbaycan’ da öğretmenleri tarafından üstün yetenekli olduğu gözlenen çocuklar, ilkokulu bitirdikten sonra, yurt dışında deneyim kazanmış kişiler tarafından teşhis edilip özel okul kurumları, sınıfları, yaratıcı okul merkezleri (Samshit) ve yaratıcı yaz kampları gibi çalışmalara yönlendirilmektedirler. Seçkin bilim adamlarının ders verdiği üstün zekâlılara yönelik okullarda ve etkinliklerde, Doğu Felsefesinin Temeli, Resmî Tarihi, Dini Tarihi, Dizayn, Ekoloji ve Politika derslerinin yanında yoğun bir şekilde İngilizce ve Bilgisayar dersleri de öğretilmektedir. Üstün yetenekli çocukları eğitmekle görevli öğretmenler Bakü Üniversitesi tarafından finanse edilen 9 aylık kurslara tabî tutulmaktadırlar. Her yıl 60 öğretmen bu kurstan yararlanmaktadır.


AVRUPA ÜLKELERİNDE ÜSTÜN YETENEKLİLERİN EĞİTİMİ

Üstün yeteneklilerin eğitimi konusunda ABD’ye kıyasla daha yavaş ve daha az deneysel biçimde gelişmekte olan Avrupa ülkelerinin belli başlılarında yapılan çalışmalar aşağıda belirtildiği gibidir.


İTALYA’DAKİ ÜSTÜN YETENEKLİLERİN EĞİTİMİ

İtalya’da 1970’li yıllardan itibaren üstün yetenekli çocukların teşhis ve araştırmasıyla ilgili programlar geliştirilmeye başlanmıştır. Üstün yeteneklilerin tespitinde yetenek faktörü için bir, sözel ve matematik kabiliyetler için iki test geliştirilmiştir. 11-14 yaş seviyesindekilere uygulanan bu testler sonucunda üç grup testinin ikisinden 90’nın üzerinde puan alanlar belirlenmiştir.

İtalya, bu çalışmaların haricinde normal okullarda normal zekâ düzeyinde çocuklar için geniş örneklerle zenginleştirilmiş programlar hazırlayıp yaygınlaştırmakla beraber İspanya ve Portekiz gibi üstün yeteneklilerle ilgili araştırma ve uygulama yok denecek kadar az olan ülkelerden birisidir (Akarsu, 2001).
İNGİLTERE’DEKİ ÜSTÜN YETENEKLİLERİN EĞİTİMİ

İngiltere’de özel okullardaki eğitim en az devlet okullarındaki kadar yaygındır. Yedi yaş itibariyle eğitime başlayan çocuklar, lise bitirinceye kadar bu okullarda yatılı olarak kalırlar. Buradan mezun olanlar ülkeyi yönetir. İngiltere’deki idarecilerin ? i bu okullardan mezun olmaktadır (Aydın, 1994).

İngiltere’deki özel okulların ve devlet okullarının içinde öğrencilerini seçerek alan ve üstün yetenekliler için ayrıca hızlandırma ve farklılaştırma uygulamaları yapan ünlü ve geleneksel okullar da vardır.

Bunların dışında, genel eğitime paralel olarak yürümekte olan çok sayıda müzik ve genel sanatlar programı ve tamamen üstün yeteneklilere yönelik iki okul mevcuttur.

1989 yılında velilerin önayak olması ile kurularak üstün yetenekli çocukların ebeveynlerini, öğretmenlerini ve gelişimleriyle ilgilenen diğer yetişkinleri aynı amaç doğrultusunda bir araya getiren Ulusal Üstün Zekâlılar Derneği (National Association For Gifted Children), bu alanla ilgili İngiltere’deki olumlu gelişmelerden birisidir. Bünyesindeki öğrencilere yaz okulları ve hafta sonu geliştirme programlarından faydalanma imkânı sağlayan NAGC’ın yanı sıra, genel eğitim içinde esnek ve erişilebilir olanaklarla üstün yeteneklileri kaynaştırma çalışmaları kapsamında öğretmenlerin yetiştirilmesi ve öğrenme malzemelerinin hazırlanmasında etkin bir rol oynayan Müfredat Zenginleştirme Ulusal Derneği de (National Association for Curriculum Enrichment) üstün zekâlıların eğitimini desteklemektedir (George, 1992, Akt: Akarsu, 2001).
ALMANYA’DAKİ ÜSTÜN YETENEKLİLERİN EĞİTİMİ

Almanya’da birleşme öncesinde, üstün zekâlılarla ilgili ilk girişim 1978’de bir grup veli ve psikologun kurduğu Alman Üstün Yetenekli Çocuklar Derneği’dir (Geselshaft für das hochbegabte Kind). Kamuoyunun ilgisini konuya çekmiş olan bu derneğin çalışmaları okul dışı zenginleştirme etkinliklerini kapsamaktadır.

Daha sonra, çoğu belli bir üniversite ya da okulla iş birliği yapan federal hükümetten ve özel vakıflardan destek alan araştırma merkezleri kurulmuştur.

1918’den beri etkinliğini sürdüren Gymnasium; birleşme öncesi Almanya’sında üstün yeteneklileri bünyesinde barındıran tek okulken, doğu ile birleşmeden sonra özel yeteneklilere yönelik çalışmalar yapan okulların sayısı on bire yükselmiştir (Urban & Sekowski, 1993, Akt: Akarsu, 2001)


HOLLANDA’DAKİ ÜSTÜN YETENEKLİLERİN EĞİTİMİ

Nijmegen Üniveristesi’ndeki Üstün Zekâlılar Merkezi (Center for Gifted), üstün zekâlılara yönelik etkin çalışmalar yürütmektedir. Ayrıca merkezi Bonn’da bulunan ve büyük ölçüde Alman Federal Hükümeti tarafından desteklenen European Council for High Ability ECHA ( Avrupa Üstün Yetenekliler Konseyi) 1987’den bu yana son derece etkili çalışmalar gerçekleştirmiştir ( Urban & Sekowski, 1993, Akt: Akarsu, 2001).


JAPONYA’DAKİ ÜSTÜN YETENEKLİLERİN EĞİTİMİ

1968 ve 1977 yıllarında eğitim sisteminde reform yaparak saf bilimden uygulamalı bilime geçilen Japonya’da artık 21. yüzyıla uygun yeni bir sisteme geçme hazırlıkları yapılmaktadır. Bu sistemde amaçlanan, soru soran ve soru sormasını bilen, bağımsız hipotezler oluşturabilen ve ezbere dayalı öğrenmeden arındırılmış araştırmacı, mucit bir zihne sahip öğrenciler yetiştirmektir.

Bunu sağlamak için, eğitim öğretim sırasında derslerin içeriğine ve hedeflerine yönelik değişik malzemeler ve cihazlar kullanılmaktadır. İlk etapta araya kitap girmez ve öğrenci önce kitap ile beyin, sonra beyindeki bilgi ile dış dünyadaki gerçek olay arasında ilişki kurmaya çalışmaz. Önce beyine dış dünya ile temas kurdurulup olayı gördükten sonra kitaba geçilir. Öğrenciler evlerinde kullandıkları elektronik cihazları okula getirip açarlar, incelerler ve bozup yaparlar. Bu şekilde yaşayarak öğrenme gerçekleştirilir (Aydın, 1994).
YENİ ZELANDA’DAKİ ÜSTÜN YETENEKLİLERİN EĞİTİMİ

Yeni Zelandalıların örnek aldığı eğitim sisteminde öğrenciler yaşlarına göre değil, ilerleme hızlarına, anlama ve kavrama seviyelerine göre gruplandırılır. Sınıflar 15’er kişilik olup, her 15 kişiye bir sınıf öğretmeni atanır (Aydın, 1994).

AVUSTRALYA’DAKİ ÜSTÜN YETENEKLİLERİN EĞİTİMİ

Avustralya’da okul öncesi dönemde eğitimlerine başlanan üstün yetenekli çocuklar, 4-6 yaşlarında bir derecelendirmeye tabî tutulurlar. Bu derecelendirme sonucunda bireysel yetenekleri belirlenen çocuklar, 2 yıl boyunca dört kişilik sınıflarda eğitim görürler. Daha sonra 6 yaş itibariyle 3 yıl süren ikincil öğretim (secondary school) süreci başlar. Bireysel eğitimin baz alındığı bu eğitim programında çocuklar, yetenekleri ve yeterliliklerine göre eğitsel ve mesleki olarak yönlendirilirler ( Evans, 2000, Akt: Aydın, 1994).

Her ne kadar uygulamalar eyalet ya da bölge düzeyindeki çeşitlilik gösterse de üstün zekâlılara yönelik etkinlikler gittikçe yaygınlaşmaktadır. Bu faaliyetleri; sınıf ortamında zenginleştirme, birkaç okuldan gelen çocuklardan türdeş gruplar oluşturma, Primary Extension and Challlenge programı gibi farklı ilgi alanlarını daha da öte öğrenmelere götüren programlar, okul dışında özel ilgi merkezleri; özel üstün yetenekliler okulları kurma ve ek programlar olarak özetleyebiliriz (Bragget, 1993, Akt: Akarsu, 2001). Bu arada öğrencilerin ihtiyaçlarının gözlenmesi, ihtiyaç duydukları dış desteğin tespîti ve aile üyeleri ile arasındaki iletişiminin takibi de eğitim kapsamı içindedir (Evans, 2000, Akt: Aydın, 1994).

Bunların dışında üstün zekâlı çocuklar için programlar hazırlayan eyalet düzeyinde kurulmuş dernekler, araştırma merkezleri, müzeler, vakıflar ve üniversiteler mevcuttur. Avustralya’daki araştırma merkezlerinde yapılan çalışmalar dünya çapında yankı uyandırmaktadır. Üniversitelerinde de öğretmenlere yönelik sertifika, mastır ve doktora programları sunulmaktadır (Frydenberg & O’Mulllane, 2000, Akt: Akarsu, 2001).


DÜNYANIN ÜSTÜN YETENEKLİ BİREYLER YETİŞTİREN MERKEZLERİ

İsrail, Çin, Eski Sovyetler Birliği ve ABD, 20–30 yıldır yüksek zekâ ve mucitlik testleri geliştirerek toplumlarını testlerle sistematik olarak taramış ve üstün zekâlıların eğitimi için özel okullar ve üniversiteler tesis etmiştir. İsrail’in Cudin şehrinde bulunan “ofek” isimli özel bir okul buna örnektir. Bu okulda eğitim görmekte olan, geleceğin Einstein’i olarak görülen, Dan Glük, 5 yaşında iken İsrail hükümetine yazdığı bir mektupta Filistin meselesinin çözümü için ayrıntılı bir barış planı hazırlayıp teklif etmişti.

Sovyetler Birliği’nin, Novosibirsk’te açtığı ve eğitimini profesörlerin üstlendiği dahi okulunun eğitim süresi üç yıldır (Aydın, 1994).

ÖNCÜ ARAŞTIRMALAR

Çağımızda üstün yetenekli çocuklar üzerinde araştırma yapanların öncüsü, Lewis Terman’dır. Terman, 1901 yılından itibaren “liderlik”, “hızlı gelişen çocuklar”, “üstün ve geri zakâlı çocukların gelişim özellikleri” gibi konularda geniş kapsamlı araştırmalar yaparak bu alanın gelişmesine katkıda bulunmuştur. 1915 yılında geliştirdiği yeni araçlarla zekâ bölümlerini belirleyerek bir çok üstün yetenekli çocukla çeşitli çalışmalar yapmıştır. Terman ve yardımcıları yaptıkları araştırmalarda üstün yetenekli vak’a sayısını giderek çoğaltmış ve zekâ bölümü “140” olan 1450 deneğe ulaşarak bunları 20 yıl boyunca gözlemlemiştir. Bu uzun süreli takip çalışmasının ürünü olarak “Dehanın Genetik Bir İncelenmesi”, “Üstün Yetenekli Çocuk Büyüyor” ve “Yirmi Yıl Sonrası” isimli üç kitap yayınlamıştır.

Bu çalışmanın 180 kişilik ön grubundan,

• Ana babaların üstün olarak algıladıkları adaylar arasında aranan ölçütlere uygun düşenlerin oranının düşük olduğu ve bunlar arasında da daha çok erkeklere yer verildiği, kızları bu açıdan değerlendirmek istemedikleri,

• Öğretmenlerin aday belirleme konusunda daha doğru seçimler yaptıkları, ancak bunun da % 50’yi aşamadığı,

• Deneklerin üçte birinin “sınıfın en genç öğrencileri” kümesi arasından çıktığını ancak bunların bir kısmının da öğretmenler tarafından aday gösterilmediği,

• En yüksek zeka bölümüne sahip deneklerin sayısının yetenekle ilgili normal dağılım eğrisinin standart sapmasının belirttiğinden daha yüksek sayıda olması nedeniyle yeteneklerin bir toplum içinde dağılışı, normal dağılım eğrisi esaslarına uygun olamayabileceği,

• Cinsiyet açısından deneklerin tümünde kız – erkek oranının erkeklerin lehine olduğunu (60-40) ve bunun 160’ın üstünde zekâ bölümünde 65’e 35, 180 ve üstünde zekâ bölümünde ise 70’e 30 olduğunu ancak buna deneklerin seçiminde meydana gelen bazı kontrol dışı etmenlerin neden olabileceği,

• Deneklerin beden gelişimi açısından boy ve ağırlık açısından yaşıtlarına göre daha üstün durumda oldukları, konuşmaya ve yürümeye daha erken başladıkları, genel sağlık durumların da o yaşlar için olağan sayılacak düzeyde olduğu,

• Okul başarısı açısından yaşıtlarına oranla iki yıllık bir üstünlük gösterdikleri ve aralarında okul başarısızlığı nedeniyle sınıf tekrarlayanın olmadığı,

• Sosyal uyum açısından deneklerin üçte ikisinin normal hatta üstün bir seviye gösterdikleri, uyumsuzluk gösterenlerin de kıskançlık ve yarışma duygularından dolayı uyumsuz oldukları

gibi bulgular elde edilmiştir (Enç, 1979).
İZLEME ARAŞTIRMASININ SONUÇLARI

Terman ve yardımcıları 1921’de esas kümelerinin seçimini tamamladıktan sonra 1927–28, 1939–40, 1951–52 yıllarında, onar yıllık aralıklarla üç kez yaptıkları izleme ve değerlendirmenin sonuçlarını şu şekilde açıklamışlardır:


Sonuçlar:

Üstün zekâlılardan oluşan denek grubu, yaş ve öteki açılardan kendilerine denk olan ortalama kümelerden ölüm oranı, sağlık durumları, akıl hastalığı ve alkolizm gibi belirtiler açısından daha olumlu ve iyi durumdadırlar. Bu gibi anormallik belirtilerine onlar arasında daha az rastlanmaktadır.

Kümenin büyük çoğunluğu toplumsal uyumluluk açısından gösterdikleri üstünlükleri korumaktadırlar. Suç ve cürüm olayları bunlar arasında genel nüfustakinin hayli altındadır.

Yetişkinlik yaşındakilerin anlıksal yeteneklerini ölçmeğe elverişli olan testlerle 330 denek 1930 değerlendirmesinde, 1000 kadarı da 1951 değerlendirmesinde ölçülmüştür. Büyük kümenin ölçülebilen üçte ikisinin 20, 30 yıl sonra da yaşıtları olan ortalama yetişkinlere göre anlık gücü açısından, çocuklukta emsallerine göre olan ayrıcalık ve üstünlüğü eşit bir farklılık gösterdiklerini ortaya koymuştur.

Terman’ın yardımcılarından Beyley ve Odin iki test arasında geçen 12 yıllık süre içinde deneklerden ?’ının ilk ölçülen yetenek düzeylerini geliştirip yükselttiklerini ortaya koymuşlardır. Bu sonuçlar, dehayı hızla gelişip erken tükenen bir yetenek diye belirlemeye kalkanların görüşünde gerçeklik olmadığını ortaya koymuştur. Ayrıca bu bulgular, ergenlikle birlikte anlıksal gelişimde bir gerileme olduğu inancını da çürütmektedir.

Deneklerin % 90’ı yüksek öğrenime girmiştir. Girenlerden % 70’i lisans öğrenimini tamamlamıştır. Yüksek öğrenimi bitirenlerden % 30’u üstün ve seçkin başarı ile mezun olmuştur. Bunların üçte ikisi de lisansüstü öğrenime devam etmiştir. Yüksek öğrenimi bitirmeden ayrılan ya da lisansla yetinenlerin oranının daha da düşük olabileceği işaret edilmektedir. Bu sonuçlar 1930’ların ekonomik bunalımına rastlamaktadır. Lisans öğrenimi sırasında erkeklerin % 40’ı, kızların ise % 20’si öğrenim ve geçim giderlerinin yarısını ve daha fazlasını çalışarak kazanmışlardır.

% 98’inin izlenmesi başarılan büyük kümenin, hayat sürelerinin ortalarına kadar erişebildikleri başarı düzeyini aydınlatmak için 800 erkek deneğin hayat hikâyelerinden yararlanılmıştır. Kadınlar arasında meslek kariyerine atılanların sayısı az olduğundan izlenen örnekleme bunlardan kimse alınmamıştır. 1950’de bu denekler ortalama olarak 40 yaşına erişmişlerdi. Bu noktaya kadar küme üyelerince; 67’si eser yayınlamış, bunlardan 47’si fen, güzel sanatlar ve sosyal bilimler alanlarındandır. 20 tanesi roman türündendir. Aynı küme 1400 makale yayınlamıştır. 200’den fazla hikâye roman ve tiyatro eseri, 230 kadar gazete ve dergi makalesi yayınlamış ve küme üyeleri 150 ihtira beratı almıştır. Yayınlar arasına gazetecilik mesleğini seçenlerinki alınmamıştır. Ayrıca bini aşkın radyo ve televizyon için hazırlanmış hikâye ve temsil bu rakamlara dahil değildir.

Hayat hikayeleri incelenen 800 erkek denek arasında 78 tanesi üniversiteden doktora diploması almıştır. 48’i tıp doktorası yapmıştır. 85’i hukukçu, 84’ü öğretim üyesidir. 51 kişi fizik, kimya ve teknik alanlarında meslekî uğraşı ile yetinmektedir. Fen adamlarından 47’si ABD’nin seçkin fen adamları kataloguna girmiştir.

Bu başarı düzeyleri, genel toplumdan rasgele alınmış 800 kişilik bir örnekleme göre 10 ile 30 kat daha başarılı olmuştur. Konuyu başka açıdan şöyle yorumlamak gerekirse, zekâ ölçekleri ile üstün zekâlı diye ayrılan bireyler, hayatta emsalleri olan rasgele seçilmiş kişilere göre kat kat daha başarılı olmaktadır. Bu bulgu zekâ ölçekleri ile yapılan ayrımın bir açıdan güvenirliğini ortaya koymuştur. Böylece 8–10 yaşlarında uygulanan bu testlerin, gerek o yaşlardaki, gerekse 30 yıl sonraki hayat başarısını kestirmek için yararlı olduğu saptanmıştır. Bununla beraber bu testler söz konusu yeteneğin hangi yönlerde gelişeceği ya da kişilik gelişim ve uyumun nasıl olacağı konusunda araştırmacıyı bilgilendirmede yetersiz kalmaktadır. Ayrıca hangi tesadüf ve koşulların bu yeteneklerin gelişme veya körelmesine sebep olacağı konusunda da bir açıklık kazandıramamaktadır.

Tüm araştırmalar sonucunda Terman, üstün yetenekli çocukların gelişim süreleri için; fen adamı, matematikçi, politikacı, ressam, şair ya da müzisyen olarak gelişebilmesini ilgi alanları ile özel yeteneklerine bağlamaktadır. Fakat bu özel yeteneklerin her hangi bir alanda üstün bir başarıya dönüşebilmesi için, kişinin genel yetenek alanında da hayli üstünlük göstermesi ve özel yeteneğin genel yetenekçe desteklenmesi gerektiğine inanmaktadır (Aktaran: Enç, 1979).


Paul Witty

Paul Witty, üstün beyin gücü kavramının anlamını genişletmek gerektiğini ileri sürmektedir. Ona göre zekâ testlerinde belirli bir düzeyin üstünde Z.B. sağlayanların üstün zihin düzeyinde olduklarını saymak doğru değildir. Çünkü üstün zihin düzeyinin en önemli niteliklerinden birisi “orijinallik ve yaratıcılıktır.” Elde bulunan zekâ testlerinin büyük bir kısmı ise bireyin yaratıcı yeteneklerini değerlendirebilecek nitelikte değildir. Witty’ye göre yaratıcılık “yeni malzemeler ya da yaşantıların başarıyla, çeşitli biçimlerde düzenlenmesini, kullanılmasını ve örgütlenmesini” gerektirir. Yüksek düzeyde yaratıcılık, bireyin içine girdiği durumlarda büyük ölçüde öğrenme ve öğrendiklerinden çözümlerde yararlanma gücünü gösterir. Halbuki elde bulunan zekâ testleri, bireyin standart ve değişmeyen durumlara nasıl bir uyum sağlayacağını ölçmekten öteye gitmemektedir. Bu durumda üstün zihin düzeyini yalnız zekâ bölümü kavramı ile belirlemek bir şey ifade etmez.

1970’li yıllarda bu konuyla ilgilenen araştırmacılar üstün zihin düzeyi söz konusu olduğunda aşağıdaki alanlarda olağanüstü başarı ve yaratıcılığın söz konusu olması gerektiğini ileri sürmüşlerdir:

1. Sözlü yetenekler ve soyut zekâ. (Genel yetenek kavramına en yaklaşık olanı budur.)

2. Fen bilimleri ve matematik

3. Güzel sanatlar

4. Yaratıcı yazılı ifadeler

5. Yaratıcı temsil yetenekleri

6. Toplumsal önderlik yetenekleri

7. Müzik yetenekleri

8. Mekanik yetenekler

Bu akımın öncüleri ise, bu alanların her hangi birisin de yaşıtları arasında en üsteki 15–20’sinin üstün zihin düzeyine sahiptir şeklinde tanılamak gerektiğine işaret etmektedir. Ayrıca “yaratıcılık özelliğini” ölçmeye yarayacak ölçeklerin geliştirilmesinin önemi üzerinde de durulmaktadır. Bu konuya Victor Löwenfelt ve J.P. Gandilfort, “Yaratıcılığın Ölçütleri” alanındaki çalışmaları ile öncülük etmişlerdir. J.W. Gestel ve P.W. Jackson ise bu ölçütlere dayanan ölçekleri geliştirmiştir.

Ruth Wtrength ise iş örnekleri yöntemini kullanmaktadır. Bu yönteme göre bireyin yaratıcı yeteneklerini ve imgelerini kullanmasını sağlayan bir takım işler verilmekte ve ortaya koyduğu ürün bu açıdan değerlendirilmektedir.

Terman ise esas araştırmasını iki yönlü olarak düzenlediğine işaret etmektedir: Bunlardan birincisi “genel yetenek ölçekleri” ile seçilen bir çocuk ve genç kümesinin, okul ve hayat boyunca izlenip değerlendirilmesidir. İkincisi ise Galton araştırmaları gibi bunun tersi yöndedir. Yani hayatta üstün ve seçkin başarı sağlayan kişilerin çocukluk hayatlarını izlemektir. Araştırmanın bu ikinci bölümünü Katherin Cox yönetmiştir (Aktaran: Enç, 1979).


Ülkemizde Üstün Yeteneklilerin Eğitiminin Tarihçesi


CUMHURİYET ÖNCESİ

Enderun Mektebi

Eflatun’un devlet adamı yetiştirmek için önerdiği eğitim sistemini hayata geçiren Osmanlılar olmuştur. Böylece sistemli olarak üstün yeteneklilerin eğitimini yapan bir kurum, dünyada ilk olarak Osmanlılar döneminde gerçekleşmiştir.

Yıldırım Beyazıt döneminden 2. Murat dönemine kadar öncelikle şehzadelerin kabiliyetlilerinin eğitim gördüğü bir saray okulu durumundaki Enderun Mekteplerini Fatih Sultan Mehmet yeniden örgütlemiş ve devlet yöneticisi yetiştirecek üstün bir eğitim kurumu haline getirmiştir.

Enderun: “Osmanlılar’da idari ve askeri kadronun yetiştirilmesi için teşkil eden saray eğitim kurumu” olarak tanımlanabilir (Diy.Vak. İslam A. 11. cilt 185-186-187).

Osmanlı Devleti’nde XV. yüzyıl ortalarından itibaren medrese dışında en önemli resmi eğitim kurumu Enderun mektebi olmuştur. Daha ziyade mülki ve askeri idarecilerin yetiştirildiği bu mektep Osmanlı merkez ve taşra bürokrasisine gerekli insan gücü kaynağını oluşturmak için kurulmuştur. Bu vasfı ile resmî Osmanlı ideolojisi veya zihniyetinin öğretilip geliştirildiği temel eğitim birimini teşkil ettiği gibi idari ve siyasi hedeflerin tayininde, devletin ana kurumlarının işleyişinde önemli bir yere sahip olmuştur.

Böyle bir kurumun varlığındaki esas hedef askeri temele dayanan Osmanlı Devleti’ne yetenekli kumandan yetiştirmek ve devamlı büyüyen ülkenin farklı din ve kültürlere sahip kitlelerini idare edecek sağlam yönetici kadroları temin etmekti.

Genellikle aileleriyle hiçbir ilgileri kalmayan devşirme yoluyla sağlanmış çocukların, Enderun’a alınmadan önce belli bir alt eğitimden geçmiş olmaları gerekiyordu. Hıristiyan ailelerden devşirilen çocuklar, öncelikle Müslüman ailelerin yanında Türkçe’yi ve İslâmi esasları ve adabı öğrenir, daha sonra Edirne, Galatasaray, İbrahim Paşa (bir ara İskender Çelebi) saraylarında bedeni ve ruhi kabiliyetlerini geliştirecek dersler ve talimler görürlerdi. Çocuklara acemi oğlanlar denilirdi. Acemi oğlanları, belirli talim ve terbiyeden sonra çıkma adıyla ayrılarak çeşitli askeri birlikler içerisine dağıtılırlardı. Üstün yetenekli olanlar ise daha yüksek seviyede bir eğitime tabi tutulmak üzere Enderun’a alınırdı.

Enderun’daki eğitim Büyük ve Küçük odalar, Doğancı Koğuşu, Seferli Koğuşu, Kiler Odası, Hazine Odası ve Has Oda olmak üzere yedi kademe üzerine kurulmuştu. Buradaki eğitimi sonuna kadar götüremeyen iç oğlanlar ara sınıflardan aynı şekilde çıkma adıyla ayrılarak çeşitli askeri birliklere katılırlardı.

Enderun sistemi organik bağ içerisinde çeşitli kademeleri bulunan bir eğitim sürecine dayanmaktadır. Buradaki başarı büyük ölçüde kendi içindeki bütünlükten gelmektedir. Adaylar özel olarak teşkil edilmiş belirli kurallara göre hareket eden gezici ekipler tarafından fiziki, bedeni ve ruhi özellikleri incelenerek seçilmektedir.

Hazırlık sınıfının bulunduğu saraylarda Türk ve İslam kültürüyle ilgili derslerle, bedeni kabiliyetleri geliştirecek spor dersleri esastı. Bu eğitim sisteminde başından sonuna kadar titizlikle riayet edilen ilkelerden biri çıkma idi.

Enderun sisteminde önemle üzerinde durulan bir diğer ilke de kültürün etkili bir şekilde verilmesiydi. Çok değişik ırk ve dini kökenlerden gelen gençler İslam Türk Kültürü içerisinde yetiştiriliyordu.

Yabancı gözlemciler hazırlık ve Enderun eğitimi için seçilmiş gençlerden bahsederken Türklerin kabiliyetli gördükleri kimseleri eğitmekten büyük bir zevk aldıklarını ve bu uğurda her türlü fedakârlığa katlandıklarını belirtmektedirler. Ayrıca seçim sırasında güzel yüzlü ve fiziki kusuru olmayanların tercih edilmesinin ise Türklerdeki “güzel bir yüzde kötü bir ruhun saklanamayacağı” inancına bağlamaktadırlar. Habsburg elçisi olarak XVI. yüzyıl ortalarında Osmanlı ülkesine gelen Busbeke mektuplarında “Batılıların iyi yetiştirilmiş attan ve köpekten zevk aldığını, Türklerin ise iyi eğitilmiş insandan haz aldıklarını” yazmaktadır.

Enderun eğitiminin temel prensiplerinden biri de disiplindi. Enderun tamamen farklı metotlara ve hedeflere dayanan medrese ile karşılaştırıldığında birinci kurumun hedefine ulaşma açısından daha şanslı ve başarılı olduğu görülmektedir. Medrese eğitimi ilmiyeye mensup ailelerin çocuklarına tanınan imtiyaz ve himayelerle içeriden zayıflarken, Enderun sıkı bir disipline dayanan başarı ve mahareti, yükselmenin yegâne vasıtası yaparak, kimseye bir ayrıcalığın tanınmadığı klasik dönemde, bu kurumu imparatorluğun en başarılı eğitim müessesesi haline getirmiştir.

Enderun “Büyük, küçük, seferli, kiler, has odalardan ve hazine odalarından” oluşmaktaydı. Bunlar eğitim ve öğretim yönünden birbiri üstüne kurulmuş sınıflar ya da okullar olarak görülebilirler. Her sınıf ayrıca bir ayıklama basamağı sayılırdı. Üst sınıfa geçemeyecek olanlar çeşitli devlet hizmetlerine çırağ edilirlerdi. Büyük ve küçük odalar öncelikle hazırlık sınıfı olarak düşünülebilir. Seferli ve Kiler odalarda öncelikli sanat öğretiminin toplandığı sınıflardı. Enderun’a girebilenlerin en seçkinleri hükümdarın kişisel hizmetlerine bakan Has odaya kadar yükselirdi. Buradan da Vezir, Sadrazam, Beylerbeyi, Kaptan-ı Derya gibi görevlere atanırlardı. Osmanlı tarihi boyunca gelip geçen ünlü devlet adamlarının ve komutanların çoğu ile seçkin sanatkâr ve şairler, müzisyenler bu mektepten yetişmiştir.

Ancak XVII. yüzyılda mevcut usullere aykırı olarak bir takım himaye ve kayırmalarla şartlara uymayan kimselerin Enderun’a alınmaya başlanması, eğitim sisteminin gelişen yeni ihtiyaçlara ayak uyduramaması Enderun’daki disiplinin ve eğitim kalitesinin sarsılmasına yol açmıştır. Buna rağmen Enderun XIX. yüzyıl başlarına kadar etkisini devam ettirmiştir (Akkutay, 1984; Enç, 1979).


CUMHURİYET SONRASINDAKİ GELİŞMELER

3803 Sayılı Kanun

Cumhuriyet Dönemi’nde yaparak yaşayarak öğrenmeyi gerçekleştirmek, bilgi ve yeteneğin ürüne dönüştürülerek geliştirilmesini sağlamak ve ülke kalkınmasını köylerden başlatmak üzere, diğer öğrencilere göre yetenekli oldukları tespit edilen öğrencilerin yetiştirilmeleri için 3803 sayılı Kanun ile 1940 yılında Köy Enstitüleri açılmıştır. Köy Enstitüleri ise politik nedenlerle 1950 yılında kapatılmıştır.
6660 Sayılı Kanun

Cumhuriyet Dönemi’nin üstün yeteneklilere dönük en eski tedbirlerinden birisi 6660 Sayılı Kanun ve uygulamalarıdır. 1948 yılında ilk kez 5245 Sayılı Kanun ile İdil BİRET ve Suna KAN’ın devlet hesabına yabancı ülkelerde öğrenim görmesi sağlanmıştır. 1956 yılında ise bu kanun, yerini daha kapsamlı olan 6660 sayılı kanuna bırakmıştır. Bu yasa “resim, müzik ve plastik sanatlarda” olağanüstü özel yetenek gösteren çocukların devlet hesabına yurtiçi veya dışında eğitimini sağlayan bir uygulama getirmiştir.


1416 Sayılı Ecnebi Memleketlere Gönderilecek Talebeler Hakkında Kanun

1929 yılında çıkan bu kanuna göre her yıl Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Lise Mezunları ve yüksek öğrenimin çeşitli dallarını bitirenler için batı ülkelerinde Devlet veya İktisadi Devlet Teşekkülleri hesabına ihtisas öğrenimini görmek isteyenler seçilmektedir.


573 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname

Özürlülere ilişkin özel eğitim esaslarının düzenlenmesi amacı ile 03.12.1996 tarihli ve 4216 sayılı kanunun verdiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunca 30.05.1997 tarihinde 573 sayılı kanun hükmünde kararname kabul edilmiştir.

Bu Kanun Hükmünde Kararname; özel eğitim gerektiren bireyler ile onlara doğrudan veya dolaylı olarak sunulacak eğitim hizmetlerini, bu hizmetleri sağlayacak okul, kurum ve programları kapsar.
Fen Liseleri

1962 yılında toplanan VII. Millî Eğitim Şûrası kararları doğrultusunda üstün yetenekli öğrencilerin yetiştirilmesi amacı ile 1964 yılında Ankara’da Fen Lisesi açılmıştır. Bu okula Ortaokulu bitirenler arasından fen ve matematik alanlarında üstün başarı ve yetenek gösterenler sınavla seçilerek alınır.

Şu an ülkemiz genelinde 61 resmi, 88 özel olmak üzere 149 adet Fen Lisesi ve bu liselerde eğitim gören 19724 öğrenci bulunmaktadır (APK, 2004).
Özel Sınıf ve Türdeş Kümeler Denemesi

Millî Eğitim Bakanlığı tarafından, 27 Ağustos 1964 gün ve 35836 Sayılı Onayı ile 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu’nun 12. maddesi ve Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Yönetmeliği’nin 4. maddesi uyarınca “Üstün Çocukların Eğitimi” için pilot proje uygulaması 1963–1964 eğitim-öğretim yılında başlatılmıştır. “Özel sınıf ve türdeş yetenek sınıfları” biçiminde girişilen bu deneme için Ankara’daki bazı okullarda yapılan taramalarla seçilen ZB’leri “120 ve daha yukarı” olan 5 kız 18 erkek olmak üzere toplam 23 öğrenci ile İkinci Mimar Kemal (Ergenekon) İlkokulunda 15 Ekim 1964 tarihinde bir özel sınıf faaliyete geçmiştir.

Zenginleştirilmiş özel bir programla çalışan bu sınıfların devamı olarak çevre ortaokullarından birisinde de bu özel sınıf programının sürdürülmesi tasarlanmıştır. Fakat ilkokuldaki bu öğrenci grubu ortaokula devam edecek yaşa geldiklerinde tasarlanan ortaokul sınıfı gerçekleştirilememiştir. Bu özel sınıfı bitirenleri, Türk Eğitim Derneği Ankara Koleji Vakfı Özel Lisesi öğrenci olarak kabul etmiştir. Daha sonra İlköğretim Genel Müdürlüğü gerek özel sınıf çalışmalarını, gerekse “türdeş ilkokul sınıfları” ile ilgili denemeye son verilmesini kararlaştırmıştır.
Anadolu Liseleri

Bir kısım derslerin öğretimini yabancı dille yapan bu okullarımıza özel yetenek ve bilgi testleri ile ilkokuldan sonra öğrenci alınması, bir yıl hazırlıktan sonra altı yıl eğitim-öğretim yapılması plânlanmış, öğretmenleri de aynen Fen Liselerinin açılışında olduğu gibi özel seçilmiştir. Ancak, okullar da zamanla sayıları artarak özelliklerinden uzaklaşmaya başlamıştır. Halen Anadolu Liseleri, Fen Liseleri gibi İlköğretim Okullarının 8 inci sınıfından merkezi sınav sistemiyle öğrenci alan kurumlardır.

Ülkemiz genelinde 432 resmi, 268 özel olmak üzere 700 adet Anadolu Lisesi ve bu liselerde eğitim gören 242870 öğrenci bulunmaktadır (APK, 2004).
Anadolu Güzel Sanatlar Liseleri

İlköğretim Okullarının 8 inci sınıf sonunda, resim ve müzik alanlarında kabiliyetli öğrencilerin bu yeteneklerinin gelişmesine imkân verecek bir programa uygun olarak, ayrıca yabancı dil bilgisine sahip kişilerin yetiştirilmesi amacıyla, 1989–1990 eğitim-öğretim yılından itibaren açılmasına karar verilmiş ve uygulamaya konulmuştur.

Halen ülkemiz genelinde 51 Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi ve bu liselerde eğitim gören 7321 öğrenci bulunmaktadır (APK, 2004).

TÜBİTAK


Kuruluş amacına uygun olarak bilim insanlarının, araştırmacıların yetiştirilmeleri ve geliştirilmeleri için imkânlar sağlamak, öğrenme ve öğretme teknolojilerine ait çalışmalar yapmak ve ilgili kuruluşlara tavsiyelerde bulunmak, öğrenim ve sonrasında üstün kabiliyet ve başarılarıyla kendini gösteren gençleri izleyerek onların yetişme ve gelişmelerine yardım etmek, bu amaçla yurtiçi ve dışında burslar sağlamak, yarışmalar tertip etmek ve yayınlar yapmakla görevlendirilmiştir. Bu görevler uyarınca; Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu, Ortaokullar arası matematik yarışması, liseler arası matematik, fizik, kimya, biyoloji yarışmaları, lise öğrencileri arası ve üniversite öğrencileri arasında araştırma projeleri yarışması yaparak ortaöğretimde ve üniversitede fen eğitimini desteklemek, bu alanda yetenekli öğrencileri araştırmaya yöneltmek ve böylece gençlerimizin geleceğin bilim insanı olarak yetişmelerini teşvik etmektedir.

TÜBİTAK, üç ayrı öğrenim kademesinde dört tür yarışma düzenlemekte olup, bu yarışmalarda dereceye girenlere değişik ödüller vermektedir. Burs ve ödül, üstün yetenekliler için teşvik unsuru olarak görülmektedir.


Yüksek Öğretim Kredi ve Bursları

Başlangıçta yüksek öğretim kredisi; üniversitelerin birinci sınıfını başarı ile geçenlere istek üzerine yönetmeliğin öngördüğü şartlar çerçevesinde verilerek yetenekli ve yoksul öğrencilerin yüksek öğrenimlerini tamamlamaları için düşünülmüştür

351 sayılı kanun gereğince kurulan YURTKUR, memleket içinde yüksek öğrenim gören başarılı ve muhtaç öğrencilere öğrenim kredisi verilmesini öngörmektedir. Yurtkur’un ana hizmetlerinden biride yurt hizmetleridir.
ÜSTÜN YETENEKLİ ÖĞRENCİLER İÇİN AÇILAN
YAYGIN VE ÖRGÜN EĞİTİM KURUMLARI

Yeni Ufuklar Koleji

Yeni Ufuklar Koleji, üstün yetenekli öğrencilerin seçimle alındığı, ancak Talim ve Terbiye Kurulunca kabul edilmiş müfredatları bulunmadığından resmi sıfatı ile böyle bir kurum olarak kabul edilmemiştir.

Beyazıt İlköğretim Okulu

30 Haziran, 2002’de Milli Eğitim Bakanlığı ve İstanbul Üniversitesi arasında imzalanan protokol gereğince, bir devlet okulu olan Beyazıt İlköğretim Okulu İstanbul Üniversitesi, Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi tarafından yürütülen Üstün Zekâlıların Eğitmi Projesi için uygulama okulu olarak tahsis edilmiştir. 2002-2003 öğretim yılında üstün öğrencilerin z i h i n s e l , d u y u ş s a l ve s o s y a l gereksinmelerini karşılamak üzere sözü edilen okulda başlatılan farklılaştırılmış bir program uygulaması, üstün zekâlı öğrencileri normal zekâ düzeyindeki yaşıtlarından ayırmadan gerçekleştirilmektedir. Bu açıdan önceki uygulamalardan farklılık göstermektedir. Zekâ düzeyi yüksek olan öğrencilerin hem sosyal uyumlarının sağlıklı olması hem de benlik saygılarını desteklemek amacıyla, kısmî karma eğitim uygulanmakta ve normal yaşıtlarından tamamen soyutlanmaları engellenmektedir. Her yıl projeye dahil edilen öğrenciler, Rehberlik Araştırma Merkezlerince yapılan zekâ testi sonucunda, üstün zekâlı oldukları belirlenen ve proje ile ilgili Yürütme Kurulu’nun Bilim Komisyonu tarafından ikinci bir elemeye tâbi tutularak seçilen üstün öğrenciler ile seçilmeden kaydı yapılan ve İstanbul’un çeşitli ilçelerinden gelen birinci sınıf çocuklarıdır. Her şubedeki öğrencilerin yarısı üstün zekâlı olduğu belirlenen seçilmiş öğrenciler, diğer yarısı ise zekâ testine tâbi tutulmadan alınan öğrencilerdir. 2004-2005 öğretim yılında proje kapsamında 1., 2. ve 3. sınıflar olacaktır.

Okuldaki eğitim-öğretim, beyin araştırmalarındaki öğrenmeyle ilgili son bulgular ve yüksek zekâ düzeyine sahip öğrencilerin özellikleri temel alınarak düzenlenmektedir. . Aritmetik ve fen bilgisi dersleri gibi öğrenme hızının öne çıktığı derslerde, üstün zekâlı ve yetenekli öğrencilerin kendi hızlarına göre ilerlemelerine, potansiyelleri oranında daha kapsamlı ve derinleştirilmiş bir program izlemelerine fırsat yaratmak için, günün bir bölümünde normal yaşıtlarından ayrı bir sınıfta destek eğitimi almalarına imkân tanınmaktadır. Hem normal hem de üstün zekâ sınırları içinde olan öğrencilerin başarılarında ilerleme veya gerileme olması halinde gruplar arasında geçişlere izin verilmektedir. Sadece birinci sınıfın güz yarıyılında daha önceden okumayı öğrenmiş olan üstün gruptaki öğrenciler Türkçe derslerinde de ayrılmaktadır. İkinci dönemde sınıfın tamamı okumayı öğrenince, bu dersin de birlikte okutulması söz konusudur.

Milli Eğitim Sistemimizin müfredat programının içeriği hem normal hem de üstün zekâ düzeyindeki öğrenciler için temelde olduğu gibi korunmakta, gerektiğinde zenginleştirilmekte, derinleştirilmekte ve özellikle de derslerin işlenişinde yöntem açısından farklılaşma getirilmektedir. Hem normal hem de üstün zekâ düzeyindeki öğrencilere dersler Gardner’ın Çoklu Zekâ kuramına dayalı olarak ve uygulama, analiz, sentez, değerlendirme gibi yüksek düşünce süreçleri harekete geçirtilerek işlenmekte, ileriye yönelik kestirimler yapmaları, yani kendi düzeylerinde hipotezler ileri sürme çalışmaları yaptırarak bilimsel düşünme becerileri ve bilgileri üretken bir şekilde kullanmaları sağlanarak yaratıcılıkları geliştirilmektedir. Böylece normal zekâ düzeyindeki öğrencilere de aynı çağdaş teknik ve stratejiler uygulanarak, onların da yaratıcı ve sistemli düşünme becerileri geliştirilmektedir.

Bunların yanı sıra öğrencilerin bir bütün olarak gelişmeleri hedeflenerek, duygusal ve sosyal yönlerden gelişmelerini sağlayacak etkinlikler müfredat programıyla bütünleştirilmektedir. Böylece sadece bilgi yükü ile dolu bireyler yetiştirmek amaçlanmamaktadır. Bunun aksine, kendini tanıyıp kabul eden, kendi kendini yönlendirebilen, kendi ile diğerleri arasındaki benzerlik ve ayrılıkları hoşgörüyle değerlendirebilen, gelişmemiş yönlerini normal bir düzeye ulaştırma çabası içinde olan, duygularını tanıyabilen, diğerlerinin düşünce ve duygularına duyarlı olup saygı gösterebilen, bireysel ve küçük gruplar halinde çalışma becerileri geliştirebilen, olumlu arkadaş ilişkileri kurabilen, başkalarıyla olumlu etkileşim içinde olabilen, onları etkileme yollarını bilen ve onlarla sağlıklı iletişim kurabilen bireylerin yetiştirilmesi amaçlanmaktadır. Öğrencilerden ileri oldukları yönlerini kendilerinden saklamak yerine, iç disiplin ve olumlu benlik kavramı kazanabilmeleri için kendilerini artı ve eksi yönleriyle tanımalarına yardımcı olunmaktadır.

Öğretimde, ayrıca 5 duyunun kullanılmasına ve

Download 0.52 Mb.
1   2   3   4   5   6   7




Download 0.52 Mb.

Bosh sahifa
Aloqalar

    Bosh sahifa



ÜSTÜn yetenekli Çocuklar durum tespiTİ komisyonu

Download 0.52 Mb.