ÜSTÜn yetenekli Çocuklar durum tespiTİ komisyonu




Download 0.52 Mb.
bet6/7
Sana10.04.2017
Hajmi0.52 Mb.
1   2   3   4   5   6   7

Değişmeye en az uygun olan özellikler, kişisel özelliklerdir. Kişisel özellikler motivasyonu, kendine güveni, espri duygusunu, sabrı, ilgi alanlarını ve esnekliği içeren asli özelliklerdir. Üstün zekâlılarla çalışmada başarılı olan öğretmenlerin kişisel özelliklerini sentezlemiştir. Bu özellikler, kendini anlamayı ve kabul etmeyi, çarpıcı bir ego gücünü farketmeyi, başkalarına karşı duyarlı olmayı, ortalamanın üstünde entelektüel ilgilere ilgi duymayı ve kendi davranışlarından ve bunların sonuçlarından sorumlu olmayı içermektedir. Kısacası; üstün yeteneklilerin öğretmenleri, kişisel ve mesleki anlamda yeterli, felsefi yaklaşımı açısından uygun öğretmenler olmalıdır.

Sonuç olarak üstün yetenekli öğrencilere eğitim verecek öğretmenlerin seçimi, kişisel özelliklerin değişmesinin zor olacağı varsayımını da göz önüne alarak, ÖSS sonuçları ile seçilenlere uygulanan lisans programı ile değil, değişik branşlarda lisans programlarını tamamlamış olan öğretmenlerden, kişisel yeterlilikleri mesleki çalışmaları sırasında tespit edilmiş öğretmenlerin, meslek içinde eğitilerek hizmetiçi eğitim yoluyla seçilmeli ve bunlara üstün yetenekli öğrencilerle ilgili yüksek lisans programlarının tamamlatılmaları için imkân sağlanmalıdır (Creative Teaching of the Gifted, Tercüme: Tarhan, 1986).

Eğitim tarihimiz incelendiğinde, öğretmen seçiminde çeşitli yöntemler uygulandığı görülebilir. Osmanlı döneminde Fatih’in Sıbyan Okullarına öğretmen olacaklar için farklı program uygulattığı, vakfiyesinde; açtığı ilk mektebin öğretmenlerinde bulunması gereken bazı özellikleri saydığı, hattâ medreselere müderris atarken ve onları terfi ettirirken, kurduğu imtihan heyetine başkanlık ettiği bilinmektedir (Akyüz, 1992).

İstanbul Üniversitesi, Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi, Özel Eğitim Bölümü’nde Türkiye’de ilk kez, Ü s t ü n Z e k â l ı l a r ı n E ğ i t i m i Ana Bilim Dalı kurulmuştur. Ekim 2002’de bu Ana Bilim Dalı’nda Üstünlerin Eğitimi Yan Dal: Sınıf Öğretmenliği adı altında üstün öğrencilere sınıf öğretmeni yetiştirmek üzere, bir program başlatılmıştır. Bu, 150 krediden oluşan 4 yıllık bir lisans programıdır. Böylece zekâ düzeyi yüksek öğrencilere ilk öğretimin ilk yıllarından itibaren farklılaştırılmış bir eğitim-öğretim programı uygulayabilmek için altyapıyı oluşturma çabalarına girişilmiştir.

Bu programda sınıf öğretmenliği çerçeve programında yer alan derslerin yanı sıra, üstün öğrencilerin özellikleri, ihtiyaca göre eğitim programlarının farklılaştırılması, yaratıcılığın ve eleştirel düşüncenin geliştirilmesi ve ayrıca öğrencilerin bir bütün olarak eğitilmeleri amacıyla onların duygusal ve sosyal yönden geliştirilmelerini sağlayan derslere de yer verilmiştir. Branş öğretmenlerinin de yetiştirilebilmesi için 2003-2004 öğretim yılında yüksek lisans programı açılmıştır. Doktora programı açılması için de çalışmalar sürmektedir.

Fen Liseleri ile Anadolu türünden Liselerde görev alacak öğretmenler sınav ve mülâkat sonucu seçilerek görevlendirilmektir. Bilim ve Sanat Merkezlerinde görev alacak öğretmenler ise eğitime geçiş öncesi yapılan seminerde seçilmekte ve hizmet-içi eğitimleri sürdürülmektedir.
AİLE-ÜSTÜN YETENEK İLİŞKİSİ
(SORUNLAR NASIL AŞILABİLİR?)

Sıhhatli bir şekilde gelişen çocuklar, kendi aralarında olumlu etkileşim içinde olan ve çocuk yetiştirme kurallarını doğru uygulayan sıhhatli ailelerden gelir. Bu nedenle, aileler çocuk yetiştirme konusunda önemli bir role sahiptirler ve bu konuda eğitilmelerinde yarar vardır. Hele yaşıtlarından farklı özellikler gösteren zekâca üstün ve yetenekli çocuklara sahip aileler, aşağıda belirtilen noktalar çerçevesinde aydınlatılmaya bir kat daha fazla gereksinim duyarlar.

Aşırı Gurur: Bu çocuklardan bazılarında ve bilhassa ana babalarında gereksiz bir gurur gelişebilir. Ana baba olarak üstün yetenekli bir çocuğa sahip olmak muhakkak iyi bir şeydir. Ama bunu aşırı bir gurur geliştirmek için vesile yapmaya hiç gerek yoktur. Aşırı gurur çocuğun daha iyi yetişmesini engeller. Ana babada gelişen gurur zamanla çocuğu da sarabilir. O zaman durum daha da nazik olmaktadır. Bu duruma düşmemek için ana babaya gerekli rehberlik yapılmalıdır. Çünkü üstünlük duygusu en az aşağılık duygusu kadar zararlı olabilir (Özsoy, Özyürek, Eripek,1992).

Çocukların merakının giderilmesi – Merak üstün çocukların önemli özelliklerinden biridir. Bazen yetişkinler çocuklarının sorularını yanıtlamakta zorluk çekebilirler. Böyle durumlarda çocuğa karşı tepkisiz kalmak yerine, çocuklarının gereksinimini karşılayacak başka çözüm yollarına başvurulmalıdır. Örneğin, kitaplardan, ansiklopedilerden, dost ve uzman kişilerden yararlanmak gibi. Böylece onlarda niçin sorusunun yerleşmesi ve yaşam boyunca sürekli daha iyiyi, gerçeği arama çabaları için zemin hazırlanmış olacaktır.

Anne-babaların iyi dinleyiciler olmaları - İyi birer dinleyici olarak da anne-babalar üstün çocuklarına destek olabilirler, çünkü bu tür çocuklar, düşüncelerini, değerlendirmelerini, çıkardıkları sonuçları diğer yaşıtlarına oranla daha fazla anne-babalarına aktarma ihtiyacı duyarlar. Sürekli çalışan beyinlere sahip bu tür çocuklar gün boyunca beyinlerine birçok bilgi yüklerler. Analiz ve değerlendirmelerini yaparak, topladıkları bu bilgilerin tam bir özümlemesini yapmak isterler. İşte anne-babalar çocuklarını dinleyerek, bu bilgilerini toparlamalarına imkân sağlamış olurlar, çünkü konuştukça, bilgiler arasında daha fazla bağlantı kurma, açık kalan noktaları ortaya çıkarma, çözümlere ulaşma fırsatları yaratılmış olur.

Çocukların tepkilerine duyarlı davranma - Yetişkinin çocuğunun tepkilerine karşı duyarlı davranması, yani daha bebeklik döneminde çocuğun seslendirmelerine yetişkinin sözel tepkilerde bulunması, daha sonraları, çocuğun ilgisini yoğunlaştırdığı konularla ilgili açıklamalar getirip ek bilgiler vermesi, en ufak başarısını ödüllendirmesi, yasakların nedeninin açıklayıp alternatif yollar bulunmasında rehberlik etmesi hem çocuğun kendine olan güveninin artması hem de öğrenme atılımlarının desteklenmesi bakımından yararlıdır.

Gelişim yüzlerinin aynı hızda gelişmediği gerçeği – Üstünlerdeki bütün gelişim yüzlerinin aynı hızda gelişmediği gerçeğini de dikkate almak gerekir. Çoğu kez zihinsel gelişim sosyal ve duygusal gelişimden daha ileridedir. Anne-babaların çocuklarının bu ileri zihinsel düzeylerinden haberdar olmaları ve çocuklarıyla bu düzeyde etkileşime geçerek uyarıcı zihinsel bir çevreye olan gereksinimlerini karşılamaları gerekir, çünkü bunun tersi bir durumda çocuklar endişe ve kırıklığa uğrarlar.

Anne-babalar çocuklarının sosyal düzeylerini yargılarken, zihinsel gelişimlerini değerlendirirken kullandıkları yüksek kriterlere baş vurmaları halinde, çocuklarına iç çatışma ve gereksiz gerginlik için zemin hazırlamış olabilirler. Aynı şekilde, anne-babalar çocuklarının duygusal gelişimlerini değerlendirirken de bu tutumlarını sürdürür ve duygusal yönden onların gerçektekinden daha olgun olduklarını düşünürlerse, çocuklarını duygusal bakımdan kaldıramayacakları sorun ve durumların yükü altında bırakabilirler. Zekâ düzeylerinin yüksek olmasının, büyürken karşılaşacakları sorunların çözümünde onlara artı bir özellik kazandırmayacağını ve onların hâlâ çocuk olduklarını akıllardan çıkartmamalıdır.

Mükemmel Olma Eğilimi – Üstün çocuklar ilgi alanları ve duygusal konularla ilgili olarak mükemmelliyetçilik arayışı içindedirler. Çoğu kez bu alanlarda kendilerine koydukları satandardlar anne-babalarının, öğretmenlerinin ve toplumun standardlarının çok üstündedir. Bu durumda anne-babaların çocuklarına olan sevgilerinin, onların üretkenliklerinden, başarılarından ayrı olarak, yani herhangi bir koşula bağlı olmaksızın daima var olduğunu çocuklarına hissettirmelerinde yarar vardır. Böylece onların benlik saygılarını, ‘sevgiye değer bir varlık’ şeklinde yapılandırmalarına yardımcı olabilirler.

Mükemmel olma eğilimi ya gelişme ya da acı üreten bir araç gibidir. Bu eğilim bireyin kendisine odaklandığı zaman kişiyi olağanüstü başarıya götürebilir, fakat diğerlerine odaklanmışsa, genellikle yersiz beklentilere, düş kırıklığına ve nefrete sürükleyebilir. Eğer mükemmel olma tekrar tekrar denemek anlamında ele alınırsa, başarıya götürebilir. Ama eğer bu eğilim paralize olma, kaçınma davranışları veya endişe duyguları ile sonuçlanırsa, başarısızlık kaçınılmaz olur. Mükemmel olma geleceğe yönelik ele alınırsa, kişiyi daha iyi bir yaşam mücadelesi içine sokar, ama eğer geçmişe yönelik olarak ele alınırsa, kişiyi yapmış olduğu yanlışlardan aşırı ürken bir duruma getirebilir. Mükemmel olma eğiliminin olumsuz yönlerinden bazıları yanlışlardan korkma, bu korkunun ilerideki çabaları engellemesi, kendi standartlarını diğerlerine zorla kabul ettirme ve birçok alanda aynı anda mükemmel olma çabasına girme isteğidir.

Ailelerin kendilerinin ve çocuklarının mükemmel olma eğilimleriyle başa çıkmaya yarayacak bazı ipuçları:

• Bu eğilimlerini anne-baba kabul etmeli ve çocuklarının kırıklık duygularını anlayışla karşılamalıdırlar. Kendilerinin de sık sık bu duyguya kapıldıklarını ve nasıl başettiklerini çocuklarıyla paylaşmalıdırlar.

• Böyle bir özelliğin yararlı bir amaca hizmet edebileceği bilincine ulaşabilmelidirler. Bazen ulaşılmaları mümkün olmadığında üzüntü yaratsalar da, ideallerin ve yüksek standardların yararlı olduğunu hem kendilerine hem de çocuklarına hatırlatmalıdırlar.

• Anne-babalar her alanda mükemmel olma arayışı içinde olmak yerine, kendileri için gerçekten önemli olan etkinliklerde bu arayışa girmelidirler. Çocuklarının her alanda mükemmel olamayacağı gerçeğini anlamalarına ve kendilerini öncelikler onların yerine koymaları gereğini kavramalarına yardımcı olmalıdırlar.

• Anne-babalar çocuklarının ilk atılımları başarısız olsa da, mücadeleyi bırakmamaları için onları yüreklendirmelidirler. Deneye deneye hedeflerine daha yakınlaşacaklarını, yüksek standartlara ulaşmalarının zaman ve çaba gerektireceğini onlara yaşamdan örnekler vererek hatırlatmalıdırlar.

• Anne-babalar başarısızlıkla karşılaşınca, kendilerini cezalandırmak yerine, enerjilerini gelecekteki başarılarına odaklamalıdırlar. Kendilerini yanlışlarıyla kabul eden bir yetişkin modelini çocuklarına örneklemelidirler. Eğer çocuklar anne-babalarını ara ara mükemmeliyetçi olmayan örnekler sergileyen bireyler olarak görmezler, yanlışların insan doğasının doğal bir parçası olduğu şeklinde bir açıklamayla karşılaşmazlar ve yanlışlardan ders almaları konusunda yetişkinlerden yardım görmezlerse, kendi yanlışlarını kabullenme konusunda tabii ki güçlüğe uğrayabilirler.

Çift işlevli sosyal etkileşim –Anne-babalar sosyal gelişim evrelerine göre çocuklarının sosyal gelişimlerini desteklemelidirler. Üstün çocuğa yaşıtlarıyla etkileşim içinde olma fırsatı verilmemesi halinde, sosyalleşme açısından uyumsuzluk baş gösterebilir. Çoğu zaman üstün çocuklar yalnız çocuklar olarak karşımıza çıkarlar. Onların yalnızlığı koşulların bir ürünüdür. Yalnızlık öğrenilmiş bir davranıştır ve nedenleri çeşitlidir. Temelde, çocuğun kişisel gereksinimleri ve toplumun baskısı arasındaki çatışmadan kaynaklanır.

İşte anne-babalar bu tür çocuklarının bu alanda sorunlar yaşamamaları için, onların zihinsel düzeyde iletişim kuracakları ve aynı zamanda da sosyal etkileşim içinde olacakları bir arkadaş grubuna sahip olmaları konusunda imkânlar yaratmalıdırlar. Eğer bu iki işlevi aynı arkadaş grubu karşılayamıyorsa, o zaman iki farklı arkadaş grubuna gereksinim vardır. Gruplardan biri zihinsel yönden bu tür çocukları tatmin edebilmeli, üstünlüğün getirdiği yükü hissettirmemeli ve onların paylaşım ve özdeşim içinde olabilecekleri, kendilerine benzer yaşıtlarından oluşmalıdır.

Diğer taraftan üstün çocukların, izciliği, kamp yaşamını, dans ve sporu içeren sosyal yaşlarına uygun grup etkinliklerine de gereksinimleri vardır. İşte aileler bu çocukların küçük yaşlardan itibaren zihinsel ve sosyal yönden gereksinimlerini karşılayacak bir arkadaş çevresi yaratmakta başarısız olurlarsa, arkadaşları tarafından farklı ve acayip olarak damgalanabilirler. Böyle bir damgalanmayı içselleştirme riski taşıyan bu çocukların toplumdan kopma olasılıkları artar.

Harekete dayalı becerilerin geliştirilmesi – Anne-babaların, gelişim evrelerine uygun olarak, çocuklarının psiko-motor becerilerinin gelişimini de teşvik etmelerinde yarar vardır. Sık sık harekî becerilerin üstünlerde beklenen düzeyde gelişmediğine rastlanır, çünkü anne-babalar genellikle zihinsel üstünlüğün üzerinde dururlar ve spor, dans, oyun için gerekli basit harekî becerilerin geliştirilmesi için fırsat yaratmazlar. Bunun sonucunda da çocuklar gülünç duruma düşmemek için, çeşitli spor, dans ve oyunları denemek istemezler ve normal yaşıtlarıyla ortak bir noktada buluşma olasılıklarını azaltırlar.

Her alanda üstünlük gösterilemeyeceği gerçeği – Bu tür çocukların her alanda üstünlük göstermeyebilecekleri gerçeğini de akıllardan çıkarmamalıdır. Çoğu zaman anne –babaların çocuklarına “Edebiyatta olduğu gibi niçin matematikten de 90 almıyorsun” veya “Öykü yazmak için harcadığın zaman kadar niçin kimya çalışmaya da zaman ayır mıyorsun?” gibi sorular sorduklarını görürüz. Oysa anne-babalık görevinin başlıca amaçlarından biri tam işlev halinde olan bağımsız bir bireyin gelişmesini teşvik etmek olmalıdır. Eğer aileler çocuklarına ilgi ve yetenekleri doğrultusunda seçme hakkı tanımazlar, her alanda üstün başarı beklentisi içinde hedefleri onlara kendileri koyar ve standardları kendileri belirlerlerse, çocuklarına kendileri için düşünme ve kendini tanıma fırsatı vermemiş ve dıştan denetimli kişiler haline gelme olasılıklarını arttırmış olurlar. Bu durumda da hem kendilerine hem de başkalarına karşı sorumluluk duyguları teşvik edilmemiş olur.

Yaratıcılık – Bağımsızlığı engelleyici tutum yaratıcılığın da baş düşmanıdır.

Tutarlı bir disiplin uygulaması – Çocuklara bağımsızlık duygusunu kazandırmak amacıyla yetişkinlere bazı konularda pasif kalmalarının önerilmesi, çocuklarını disiplin altına almaları konusunda, ailelerin önemli rolleri yoktur, şeklinde yorumlanmasına yol açmamalıdır. Toplumu bazı kurallar ve davranış normları yönetmektedir. Üstün çocuklara, bu kısıtlamalarla uyum içinde yaşamayı öğretmek, ailelerin sorumluluğudur. Üstün çocuklar üstünlüklerinden dolayı özel imtiyazlara sahip olmamalıdırlar ve kabul görmeyen davranışlarına hoşgörü gösterilmemelidir. Anne-babalar tutarlı bir disiplin uygulayarak ve benimsedikleri kurallara bağlı kaldıklarını yaşamlarında örnekleyerek bu konuda çocuklarına yardımcı olabilirler.

Çalışma alışkanlığının geliştirilmesi – Üstün çocukların potansiyelleri oranında başarı gösterememelerinin başlıca nedenlerinden biri çalışma alışkanlığına sahip olmamalarıdır. Zamanının çoğunu boşa harcayıp, son anda birşey üretme çabası içine giren çocuk, tabii ki başarıyı tatma şansına sahip olamaz. İşte bu nedenle, çocuklarına iç disiplin kazandırarak doğru çalışma alışkanlığını yerleştirme görevi de ailelere düşmektedir.

Yaşam felsefesinin oluşturulmasına yardımcı olma – Üstün çocuklar da normal çocuklar gibi çeşitli gelişim evrelerine deneyimsiz başlarlar ve zaman zaman kendilerini güvensiz hissedip, uyum sorunları gösterebilirler. Bu nedenle, kendilerine rehberlik edecek yetişkinlere gereksinim duyarlar. İşte anne-babalar çocuklarının benimsemelerini istedikleri değer yargıları ve yaşam stilini bizzat kendi yaşamlarında örnekleyerek bu yönlendirmeyi sağlayabilirler, çünkü öğütlerin etkisiz olduğu bir gerçektir. Böylece, çocukların anne-babalarının sergilediği bu somut yaşam deneyimi örnekleriyle kendilerini özdeşleştirmeleri, bazı değer yargılarını benimsemeleri ve bir yaşam felsefesi geliştirmeleri kolaylaşabilir.

Üstünlüğün anlamını açıklama - Çocuklara sadece bazı alanlarda yüksek potansiyale sahip olduklarını söylemek ve akademik başarıları yüksekse, uyum sorunlarının olmadığını düşünmek doğru değildir. Burada üstünlüğün ne anlama geldiğini ve beraberinde ne gibi potansiyel sorunlar getirebileceğini ve bu durumdaki yaşıtlarının da bu tür deneyimler yaşayabileceklerini onlara açıklamalıdır. Böylece onları yalnızlık duygusundan arındırmak ve kendilerini tanımalarına yardımcı olmak mümkün olabilecektir.

Mükemmeli yakalama eğilimleri yanında bu tür çocukların kendilerine ilişkin bilmeleri gereken başka özellikleri de vardır. Bunlardan biri çok yüksek düzeyde görülen duyarlılıklarıdır. Bu süper duyarlılıkları, bireylerarası tepkilere sosyal farkındalık geliştirme şeklinde de uzantılarını gösterebilir. Sonuç olarak üstün çocuklar sosyal çevrelerindeki sözel ve sözel olmayan mesajları çok çabuk yakalayabilirler. Bu özellikleri kendilerine diğerlerinin gözünden kaçan bilgileri farketme imkânı sağlayabilir. İşte üstün çocukları bu özelliklerinden haberdar etmekte ve kendi gibi olan diğer yaşıtlarının da bu özelliğe sahip olduğunu onlara söylemekte yarar vardır. Bu davranışın basit bir açıklaması bir çatışma durumunu çözmeleri için yeterli değildir, ama onlara yalnız olmadıklarını bilme rahatlığını taddıracaktır (Davaslıgil, 2001).

Üstün veya özel yetenekli çocuklar için, ilgisiz aile yaklaşımı kadar, aşırı ilgili aile yaklaşımı da çocuk üzerinde olumsuz etkiler bırakacaktır. Çocuğunun başarısıyla sürekli övünme ve bu başarıları reklam etme, başarılı olması için çocuğu zorlama gibi olumsuz tutumlar, çocuğun, ilgi ve yetenekleri doğrultusunda doğal olarak yönlendiği çalışmalardan uzaklaşmasına ve ailesini mutlu etmek, onların ilgi ve sevgisini kaybetmemek için zoraki olarak ilgisini çekmeyen çalışmalara yönlenmesine neden olur ki bu tür çalışmalardan duyacağı bıkkınlık ve bezginlik, bir süre sonra yeteneklerini gizlemesine ve kullanmamasına da neden olabilir; bu sonuç, bir yeteneğin kaybı demektir.

Ebeveynlerin çocuklarından kendi başaramadıklarını başarmalarını ve gerçekleştiremedikleri ideallerini gerçekleştirmelerini bekleyen bir tutum içine girmeleri de çocuklar üzerinde olumsuz etki bırakacaktır. Ebeveynlerin beklentileri, çocuğun ilgi alanlarıyla örtüşmeyebilir ve çocuk bu zorlayıcı beklentiden dolayı büyük bir rahatsızlık duyabilir. Tehlikeli ve telafisi mümkün olmayan sonuçlarla karşılaşmamak için ebeveynlerin çocuklarını, onların temel ihtiyaç ve istekleri doğrultusunda yönlendirmeleri ve desteklemeleri gerekir.

Sonuç olarak aile bireylerinin bu özellikteki çocukların, üstün veya özel yetenekli olmalarından önce çocuk olduklarını ve kişiliklerinin bir bütün olarak gelişmesinin önemli olduğunu unutmamalı; onlara karşı bu yönde bir yaklaşımla yaklaşmalıdırlar (Uzun, 2001).

Üstün Yetenekli Çocukların Eğitiminin Ülkemiz Açısından Önemi ve İstihdamı
Ülkemizde, tüm öğrenciler okul hayatlarının bir bölümünde, ilgi, yetenek ve statü farkı gözetilmeksizin, ortak öğrenim yaşantılarına tabî tutulmaktadır. Bugün bütün ülkelerin ilköğretim okulları birinci kademesinde bazı ülkelerin birinci ve ikinci kademelerinde öğrenciler ortak öğrenim yaşantılarını paylaşırlar. Söz konusu öğrenim süresince ilgi ve yeteneklerine göre farklılaştırılmamış (zenginleştirilmemiş, bireyselleştirilmemiş) öğretim programlarını da izlerler. Bu, eğitimde fırsat eşitliğini doğurmakla birlikte üstün ve özel yetenekli veya özel eğitime ihtiyaç duyan tüm bireyler için bir eşitsizliği de beraberinde getirmektedir.

Hâlen geçerli olan bu uygulamada öğretim programları ortalama öğrencilerin normal çalışmayla başarabilecekleri düzeyde hazırlanır. Ortalamanın altındaki öğrenciler fazla çalışma ile başarılı olabilirler. Ama bu programlar ciddi öğrenme güçlüğü olanlarla, üstün veya özel yetenekliler gibi sıra dışı iki grubun ihtiyaçlarına cevap veremez.

Ciddi öğrenme güçlüğü olanlar özel eğitim okullarında eğitime alınmaktadırlar. Okul öncesi ve ilköğretim çağındaki üstün veya özel yetenekli öğrenciler için ülkemizde pek fazla bir şey yapıldığı söylenemez. Halihazırda Türkiye’de tek bir devlet ilköğretim okulunda (Beyazıt İlköğretim Okulu) üstün veya özel yetenekli çocuklar için bir proje yürütülmektedir. Orta öğrenimde ise seçerek öğrenci alan Fen Liseleri, Anadolu Liseleri ve Anadolu Güzel Sanatlar Liseleri gibi üstün veya özel yetenekli öğrencilerin devam edeceği okul türleri vardır. Bunlara rağmen eğitim sistemimizin en fazla mağdur ettiği grubun üstün veya özel yetenekliler olduğu söylenebilir.

Üstün veya özel yetenek, kişilerin başarılı bilim insanı veya iş adamı olmaları için belki gerekli fakat asla yeterli değildir. Üstün veya özel yetenek başarıyı etkileyen diğer faktörlerle uygun bileşim oluşturduğu zaman kişiler için bir güç kaynağı haline dönüşür. Aslında üstün veya özel yetenekliler ciddi bir risk grubudur. Üstün veya özel yeteneklilerin bu potansiyelleri uygun şekilde geliştirilip yönlendirilebilirse; başarılı birer fert olarak ülkemize ve insanlığa önemli hizmetlerde bulunabilirler. Aksi halde kendisi ile barışık olmayan, aile ve toplum için “sorunlu grup” haline dönüşmeleri ihtimali oldukça yüksektir. Bu sebeple, üstün veya özel yeteneklilerin özel öğrenme ihtiyaçlarına cevap verecek ve öğrenme hızlarına uyum sağlayacak eğitim modellerinin geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Ülkelerin en büyük kültürel ve ekonomik değer kaynağı sayılan üstün insan beyin gücü ve göçü sadece günümüzün bir olayı değildir. Çok eski çağlardan beri, seçkin bilim ve sanat adamları gelişen yeni merkezlere, hükümdar ve soylu saraylarına doğru göçmüşlerdir.

Bu ilginin başlıca nedenleri şunlardır:

• Yetişmiş üstün beyin gücünün önemli ve anlamlı ekonomik bir yatırım olduğunun anlaşılması.

• Göçün, öncelikle az gelişmiş ülkelerden gelişmiş ülkelere doğru oluşu. Bu durumun da iki tür ülke arasında ekonomik ve sosyal-kültürel göstergeler arasındaki dengeleri etkilemesi.

• Göçü çeken ülkelerin de bunlardaki kazançlarının önemini kestirerek göçü teşvik edici tedbirleri alması.

• Az gelişmiş ülkelerin bu kaybın önemini kavrayarak önleyici tedbirler arama zorunda kalışı.

Üstün beyin göçüne karşı iki tutum ve yorum benimsenmiştir. Bunlardan birincisi; göçü önlemenin doğru olmadığını belirtmektedir. Esasen özgür ülkelerde bu imkânsızdır. İnsan da öteki ekonomik değerler gibi arz-talep kuralına uygun olarak en fazla istek olan pazarlara göçer. Ayrıca yetişmiş beyin gücüne sahip olanlar hangi ülkede olursa olsun bütün insanlığın yararlanacağı ürünler verirler. Bu yüzden zorla yurtlarında tutup elverişsiz koşullar altında verimsiz işlerde çalıştırılmaları insanlık için büyük bir kayıptır.

İkicisi ise; üstün veya özel yetenekli bireylerin eğitimi çok pahalı bir yatırım olduğundan yoksul bir ülkenin kaynaklarından yapılan bu yatırımın gelişmiş ve zengin bir ülkenin kendine çekmesi de bir çeşit yeni sömürü biçimidir.

Geçmiş ve günümüzdeki bu gerçeklerden hareketle, ülkemizdeki üstün veya özel yetenekli bireylerin eğitimleri ve ülkemizde istihdam edilmeleri noktasında devlet, sivil toplum kuruluşları, yazılı ve görsel medya ile iş dünyasının ortak bilinçle millî bir politika oluşturarak bu gizil gücün ülkenin kalkınmasındaki yerini almasını sağlamalıdırlar.

Türkiye’nin Üstün Yetenekli Çocuk Eğitiminde Yaşanan Problemler Nelerdir?
Ülkemizde, üstün ve özel yetenekli çocukların tanımı, duygusal, zihinsel, sosyal yönden özellikleri, özel eğitime duydukları gereksinim ve genelde toplumun gelişimi açısından sahip oldukları önem konusunda ailelerde ve öğretmenlerde yeterli bilinç oluşturulamamıştır. Çocuklarının yaşıtlarından farklı özelliklere sahip olduklarını gören anne-babalar bu konuda yeteri kadar bilgiye sahip olmadıkları için, neler yapabileceklerini ya da kimlere danışabileceklerini bilememektedirler. Aynı şekilde sınıfta üstün veya özel yetenekli çocuklarla karşılaşan öğretmenler bu tarz çocuklara nasıl bir eğitim sunabilecekleri konusunda zorluk çekmektedirler.

Oysa üstün veya özel yetenekli çocuklar toplumumuzun en değerli kaynaklarından birisidir. Daha önce de değinildiği gibi, sadece zekâ kriteri ele alındığında, toplumun %2’lik bir kısmı üstün veya özel yetenekli çocuklardan oluşmaktadır. Bu dilime giren çocuklar, ülkelerin kalkınmasında, insanlığa yeni buluş ve hizmetlerin sunumunda oldukça önemli ve göz ardı edilemeyecek bir yere sahiptir. Bu nedenle, üstün veya özel yetenekli çocuklar kaderlerine bırakılmamalıdır. Özellikle özel eğitimden yararlanmalarına olanak tanınmalı böylece potansiyellerini gerçekleştirmelerine fırsat verilmelidir. Bu şekilde, üstün ve özel yetenekli çocukların toplumumuza ve dünyaya sağlayabilecekleri katkılardan yararlanabiliriz.


Download 0.52 Mb.
1   2   3   4   5   6   7




Download 0.52 Mb.

Bosh sahifa
Aloqalar

    Bosh sahifa



ÜSTÜn yetenekli Çocuklar durum tespiTİ komisyonu

Download 0.52 Mb.