ÜSTÜn yetenekli Çocuklar durum tespiTİ komisyonu




Download 0.52 Mb.
bet5/7
Sana10.04.2017
Hajmi0.52 Mb.
1   2   3   4   5   6   7

Eğitim süreci öğrencinin özellikleri dikkate alındığı zaman, ancak etkili ve verimli olabilir. Gardner, her öğrencinin aynı ilgi ve yeteneklere sahip olmadığını, aynı yolla öğrenmediğini belirterek; herkesin, her şeyi farklı yollarla öğrenebileceğini vurgulamaktadır.

Bireysel yeteneklerin dikkatli bir şekilde değerlendirildiği; öğrenci ile öğretim programı alanlarının eşleştiği, birey merkezli bir eğitim konusunda öneriler sunmakta olan Gardner, öğretmenlere öğrencilerin bireysel farklılıklarını dikkate almaları konusunda önerilerde bulunmaktadır.

Her bir öğrencinin farklı olduğunu unutmayınız.

Öğrenci potansiyelini ortaya çıkarmak için zaman ve çaba harcayınız.

Öğrenci potansiyelini geliştiriniz.

Öğrencinin düşünme yollarının farkına varınız.

Öğrencinin geçmişteki başarılarını (okul kayıtları) biliniz.

Değerlendirmede farklı yollar uygulayınız.

Gizli kalan potansiyeli ortaya çıkarmak amacıyla farklı öğrenme ortamları oluşturunuz.

Öğrencileri beklentileri üzerine çıkarmaya yönlendiriniz.

Kendilerine özgü şeyler yapmalarını isteyiniz.

Gardner’a göre öğrenciler yaratıcılık kapasitesi açısından da birbirlerinden farklıdırlar. Anne-baba, öğretmenler, çocuklarının yaratıcı özelliklere sahip olmasını isterler, fakat bir yandan da onların kendi kontrollerinden çıkmasına dayanamazlar. Oysa yaratıcı çocukların tepkileri sıradan çocukların tepkilerinden farklıdır. Böylece yaratıcılık ve farklılık baskı altına alınır.

Üstün veya özel yetenekli çocuklarımıza yönelik program geliştirirken değişik ve çeşitli öğrenme modellerinin uygulanması gerekir. Çünkü bu değişik eğitim modelleri bilişsel ve duyuşsal alanda büyümeyi sağlayacak şekilde birbirini destekler ve tamamlar.

Gardner’ın, zekâ’yı; bir problemi çözme ya da farklı kültürel ortamlarda bir ürüne şekil verme yeteneği olarak tanımladığını yeniden hatırlamakta yarar vardır. Gardner, bir çok insanın tüm zekâ alanlarını üst düzeylere kadar geliştirebileceğini savunur. Bazıları ise zekâ alanlarını geliştirecek koşullara sahip değildir ve hemen her zekâ alanı oldukça alt düzeylerde kalabilir ya da bir iki türü biraz gelişebilir. Zekâlar birlikte çalışır ve her biri diğerinin gelişmesine etki eder. Karmaşık bir işle baş etmede bütün zekâ türleri kullanılabilir ve dolayısıyla geliştirilebilir.

Çoklu Zekâ Kuramı, üstün yetenekli öğrencilerimizin güçlü oldukları zekâ alanlarını yani onların nasıl veya hangi yollarla en iyi öğrendiklerini tespit etmemize de yardım etmektedir. (Bilim ve Sanat Merkezlerinin amacı da örgün eğitim kurumlarından gelen öğrencilerimize bireysel yeteneklerini fark ettirebilme ve kapasitelerini geliştirerek en üst düzeyde kullanmalarını sağlamaktır.)

Üstün yetenekli çocuklara, Çoklu Zekâ Kuramının uygulanma nedenlerinden biri de öğrencinin tespit edilen yeteneği dışında “yetenekler yelpazesi” hakkındaki görüşlerini genişletmeleri, onlara, keşfedilen bu ilgi ve yetenekleri doğrultusunda gelecekte en mutlu ve en yeterli olabilecekleri bir alana yönlendirmektir. (1739 sayılı Milli Eğitim Temel kanununda bireyler “ilgi, istidat ve kabiliyetleri doğrultusunda eğitilmelidir” görüşü vurgulanmaktadır.)

Üstün yetenekli çocuklar birbirlerinden farklı ve benzer özelliklere sahip olup, benzerliklerini ve farklılıklarını dikkate alan, gelişmekte ve değişmekte olan dünyaya ayak uydurmalarını sağlayacak bir eğitim sürecine gereksinim duymaktadırlar. Bu benzerlik ve farklılıklar ise üstün yeteneklilerin eğitiminde (Bilim ve Sanat Merkezlerinde uygulama örneği gibi) Çoklu Zekâ Kuramından yararlanarak değerlendirilmeli, yaratıcılıklarının desteklenmesine özen gösterilmelidir (Saban, 2001).


DÜNYADAKİ UYGULAMALAR VE BİZDEKİ DURUM

Üstün zekâlılar, üstün yetenekliler ve yaratıcı çocuklarla ilgili kaynaklara bakıldığında 1957 yılı önemli bir tarih olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tarihte Sovyetler Birliği ilk uzay aracı olan Sputnik’i dünya çevresinde yörüngeye oturtmuşlardı. Bu gelişme batıda; üstün zekâlıların, üstün yeteneklilerin ve yaratıcı çocukların eğitiminde yeni arayışları başlatmıştır. Batı ülkeleri, uzay yarışına geçilme nedenlerini araştırırken karşılarına üstün zekâlı ve üstün yetenekli çocukların eğitimine Sovyetler Birliğinin verdiği önem ve uyguladığı eğitim modeli çıkmıştır. Bu tarihten sonra üstün yeteneklilerin eğitiminde gerek kuramsal, gerek eğitim programları, gerekse tanılama boyutlarında hızla uygulamalar başlamıştır.

Bu atılım doğal olarak Ülkemizde de kendini göstermiş ve 1964 yılında Ankara Fen Lisesi, matematik ve fen alanında üstün yetenekli çocukları, ülkenin ihtiyaç duyduğu araştırmacı ve bilim adamı olarak yetiştirmek üzere kurulmuştur. Daha sonra 1973 yılına kadar sürecek olan bir dönem içinde; üst özel sınıf, türdeş yetenek kümeleri, türdeş yetenek sınıfları uygulamaları ile bir atılım başladığını görmekteyiz. Eğitim konusunda başlanılan bu girişimler çeşitli nedenlerle sonlandırılmıştır.

Ancak 1957 yılından önce dünyaya önderlik yapan Enderûn Mektebi, devşirme yoluyla seçerek aldığı ve yeteneklere yönelik programlarla ortalama 10–15 yıllık eğitimden sonra devletin ihtiyaç duyduğu üst düzey yönetici, asker ve sanatçıları yetiştirmesi ile üstün yeteneklilerin eğitiminde öncülüğünü kanıtlamıştır. Enderûn Mektebi’ne öğrenci almadaki kaynağın bozulmasının İmparatorluğun zayıflamasına yol açtığını çeşitli kaynaklar belirtmektedir.

1928 yılında çıkarılan 1416 Sayılı Kanun ile her yıl çeşitli branşlarda öğrenciler devlet veya iktisadi devlet teşekkülleri hesabına ihtisas görmek üzere yabancı ülkelere gönderilmiştir.

1940 yılında çıkarılan 3803 Sayılı Kanun ile açılan Köy Enstitüleri o günün şartlarında ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda eğiticiler yetiştirmeye yönelik bir eğitim modeli uygulamıştır. Bu arada, devletin himayesinde üstün özel yetenekli çocukların yetiştirilmesi için 1948 yılında çıkarılan 5245 Sayılı Kanun ile İdil BİRET ve Suna KAN’ın devlet hesabına yurt dışında eğitim görmesi sağlanmıştır. Daha sonra bu kanun yerine 6660 sayılı kanun çıkarılarak kapsamı genişletilmiş; resim, müzik ve plastik sanatlarda üstün yeteneklilerin yurt içinde ve yurt dışında devlet hesabına eğitim almaları sağlanmıştır. 1978 yılına kadar bu uygulamaya devam edilmiş ancak bu yıldan sonra kanun kapsamında yurt dışına eğitim için öğrenci gönderilmemiştir.

Milli Eğitim Bakanlığı, Talim ve Terbiye Kurulu’nun 25.10.2001 tarih ve 370 sayılı kararı ile yürürlüğe giren Bilim ve Sanat Merkezleri Yönergesi’nin belirlediği eğitim modeli; “okul öncesi, ilköğretim ve orta öğretim kurumlarına devam eden üstün veya özel yetenekli öğrencilerin örgün eğitim kurumlarındaki eğitimlerini aksatmayacak şekilde bireysel yeteneklerinin farkında olmalarını ve kapasitelerini geliştirerek en üst düzeyde kullanmalarını sağlamaktır.”

Milli Eğitim Bakanlığı ve İstanbul Üniversitesi arasında imzalanan protokol gereğince Beyazıt İlköğretim Okulu’nda üstün zekâlıların eğitimine ilişkin uygulanan modelle ilgili hazırlanan yönerge önerisi Milli Eğitim Bakanlığı’na arz edilmiştir.


Türkiye’de Üstün Yetenekli Çocukların Eğitimi İçin Yasa, Yönetmelik ve Yönerge Düzenlemesi (Yasal Mevzuat (Özeti)


ANAYASA

Anayasanın 42. maddesinde: “… Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır.

Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez.”

denilerek özel eğitime ihtiyacı olan veya özel eğitim gerektiren durumlarda devletin tedbir alması gerektiği vurgulanmaktadır.


1739 SAYILI MİLLİ EĞİTİM TEMEL KANUNU

1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunun 2., 6. ve 8. maddelerinde eğitimin toplumsal yönünden, sağlıklı rehberlik hizmetleri ve fırsat - imkan eşitliğinden bahsedilmiştir. Bu maddelerin ayrıntıları aşağıdaki gibidir:


Madde 2.

“Beden, zihin, ahlâk, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmek...”


Madde 6.

“Fertler eğitimleri süresince, ilgi istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde ve doğrultusunda çeşitli programlara veya okullara yöneltilerek yetiştirilirler.

Milli Eğitim Sistemi, her bakımdan, bu yöneltmeyi gerçekleştirecek biçimde düzenlenir. Yöneltmede ve başarının ölçülmesinde rehberlik hizmetlerinden ve objektif ölçme ve değerlendirme metotlarından yararlanılır.”
Madde 8.

“Eğitimde kadın, erkek herkese fırsat ve imkân eşitliği sağlanır.”


2916 SAYILI ÖZEL EĞİTİME MUHTAÇ ÇOCUKLAR KANUNU

Milli Eğitimin özel eğitime muhtaç çocuklarla ilgili tutumu 2916 Sayılı Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Kanunun 8. maddesinde yer almaktadır.


Madde 8.

“…… özel eğitime ……… muhtaç çocukları yetiştirmek için özel tedbirler alınır.”


İLKÖĞRETİM KURUMLARI YÖNETMELİĞİ

Ayrıca özel yeteneği saptanan öğrencilerle ilgili İlköğretim Kurumları Yönetmeliği’nde 117. maddenin “d” bendinde bir takım önlemlerden söz edilmiştir . İlgili madde aşağıdaki gibidir:


Madde 117/d bendi:

“Özel yeteneği saptanan öğrencilerin bu alanlarla ilgili destek eğitimi almaları için gerekli önlemleri almak, yeni imkânlar sunmak için Bilim ve Sanat Merkezleri, Halk Eğitim Merkezleri, Özel Öğretim Kurumları, Devlet Tiyatroları, İl Kültür Müdürlüğü, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü, İlçe İzcilik Kurulu, Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi gibi kuruluşlar ile işbirliği yaparak kendilerini geliştirmelerine imkân sağlamak. “


İLKÖĞRETİMDE YÖNELTME YÖNERGESİ

Özel Eğitime muhtaç çocuklara uygun bir yönlendirme yapılmadığı durumlarda yaşanabilecek olumsuz durumları engellemek amacıyla İlköğretimde Yöneltme Yönergesi 10. Madde “i” bendinde rehberlik ve psikolojik danışma servislerine duyulan ihtiyacın önemi vurgulanmaktadır.


Madde 10 / i bendi:

“Üstün yetenekli öğrenciler ile özel eğitime gereksinimi olan öğrencilerin belirlenmesi ve yöneltilmelerinin sağlıklı yapılabilmesi için –varsa- okulundaki Rehberlik ve Psikolojik Danışma Servisi, yoksa bağlı bulunduğu Rehberlik ve Araştırma Merkezi ile işbirliği yapar.”


573 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME

Özürlülere ilişkin özel eğitim esaslarının düzenlenmesi amacı ile 03.12.1996 tarihli ve 4216 sayılı Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulunca kararlaştırılmış ve 6 Haziran 1997 tarihli mükerrer 23011 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulmuştur.


Madde 2.

“Bu Kanun Hükmünde Kararname; özel eğitim gerektiren bireyler ile onlara doğrudan veya dolaylı olarak sunulacak eğitim hizmetlerini, bu hizmetleri sağlayacak okul, kurum ve programları kapsar.”


Madde 4.

“Türk Milli Eğitimini düzenleyen genel esaslar doğrultusunda özel eğitimle ilgili temel ilkeler şunlardır.

• Özel eğitim gerektiren tüm bireyler, ilgi, istek, yeterlilik ve yetenekleri doğrultusunda ve ölçüsünde özel eğitim hizmetlerinden yararlandırılır.

• Özel Eğitim Hizmetleri, özel eğitim gerektiren bireyleri sosyal ve fiziksel çevrelerinden mümkün olduğu kadar ayırmadan plânlanır ve yürütülür.

• Özel eğitim gerektiren bireyler için bireyselleştirilmiş eğitim plânı geliştirilmesi ve eğitim programlarının bireyselleştirilerek uygulanması esastır.

• Özel eğitim hizmetleri, özel eğitim gerektiren bireylerin toplumla etkileşim ve karşılıklı uyum sağlama sürecini kapsayacak şekilde plânlanır.”


Madde 7.

“Tanısı konulmuş özel eğitim gerektiren çocuklar için okul öncesi eğitimi zorunludur. Bu eğitim özel eğitim okulları ile diğer okul öncesi eğitim kurumlarında verilir. Gelişim ve bireysel özellikleri dikkate alınarak, özel eğitim gerektiren çocukların okul öncesi eğitim süreleri uzatılabilir.”


ÖZEL EĞİTİME MUHTAÇ ÇOCUKLAR KANUNU

12/10/1983 tarihinde yürürlüğe giren 2916 Sayılı Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar

Kanununu dayanak alan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Özel Eğitim Okulları Yönetmeliği’nde

Üstün Zekâlı

“zekâ bölümü çeşitli ölçeklerde sürekli olarak 130 veya daha yukarı olan”

Üstün Özel Yetenekli ise,

“zekâ bölümü çeşitli ölçeklerde sürekli olarak 110 veya daha yukarı olup da güzel sanatlar, teknik ve benzeri alanlarda yaşıtlarından belirli ölçüde üstün olan”

şeklinde tanımlanmıştır. Ancak bu kanun yürürlükten kaldırılarak, 573 sayılı Özel Eğitim Hakkında Kanun Hükmünde Kararname 6 Haziran 1997 tarihli ve mükerrer 23011 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konmuş ve uygulaması ile ilgili hususlar 18 Ocak 2000 tarihli ve mükerrer 23937 sayılı gazetede yayımlanarak yürürlüğe konan Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde belirtilmiştir.

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI ÖZEL EĞİTİM HİZMETLERİ YÖNETMELİĞİ

Ülkemizin sosyal devlet anlayışı içinde yönetilmesi, toplumun tüm bireylerinin gereksinimlerinin eşit şekilde karşılanması gereğini ortaya koymaktadır. Nitekim bu hususa bu yönetmelikte de yer verilmiştir. 2. bölümü’nde yer alan Temel İlkeler’in “a ve b” bendlerinde

a) Özel eğitim gerektiren tüm bireyler; ilgi, istek, yeterlilik ve yetenekleri doğrultusunda ve ölçüsünde özel eğitim hizmetlerinden yararlandırılır.

b) Özel eğitim gerektiren bireylerin eğitimine erken yaşta başlanır

denmektedir. Genel Hükümler’in 4. maddesinde yer alan tanımların “d” bendinde

Yine aynı yönetmeliğin 1. kısmı olan Genel Hükümler’in 4. maddesinde yer alan tanımların “d” bendinde

“Özel Eğitim: Özel eğitim gerektiren bireylerin eğitim ve sosyal gereksinimlerini karşılamak için özel olarak yetiştirilmiş personel, geliştirilmiş eğitim programları ve yöntemleri ile özel eğitim gerektiren bireylerin bireysel yeterliliklerine dayalı, gelişim özelliklerine uygun ortamlarda sürdürülen eğitimi”

olarak belirtilmektedir ve “v” bendinde ise, üstün zekâ ve özel yeteneklilerin tanımına

“Üstün veya Özel Yetenek: Akademik alanda ve/veya sanat alanındaki yetenekleri açısından akranlarına göre üst düzeyde performans gösterme durumudur”

şeklinde yer verilerek, onların da özel eğitim kapsamında ele alınmaları gereken bir kesim olduğu ortaya konmaktadır. Ancak, 2000 yılında yürürlüğe giren son yönetmeliğimizde dahi hâlâ tek ölçüte dayalı “üstün zekâlı” tanımı yapılmakta, farklı ölçütlere yer verilmemektedir.

Aynı yönetmeliğin 4. Kısmının 1. Bölümünde yer alan 41. maddedeki Üstün veya Özel Yeteneği Olan Bireyler İçin Açılan Kurumlar başlığı altında ise,

“İlköğretim ve orta öğretim çağında, üstün veya özel yetenekli olduğu belirlenen öğrenciler için, gündüzlü ve yatılı özel eğitim kurumları açılır. Bu kurumlarda, öğrencilerin bireysel yeteneklerinin farkında olmalarını ve özel yeteneklerini geliştirerek kapasitelerini en üst düzeyde kullanmalarını sağlayacak bireysel ve destek eğitim programları uygulanır.

Açılan kurumların eğitim-öğretim uygulama süreci ile çalışma usul ve esasları Bakanlıkça hazırlanacak yönerge ile belirlenir”

denmektedir.

Kanun Hükmündeki Kararnamede, sadece özel öğretim kurumlarının açılmasına ilişkin bir madde vardır. Fakat normal ve üstün çocukların birlikte eğitim gördüğü okullarda üstün ve özel yeteneğe sahip çocukların da eğitim gereksinimini karşılayacak özel düzenlemelere gidilebileceği yolunda her hangi bir madde mevcut değildir. Bu tür çocuklar için, potansiyelleri, öğrenme hızları, ilgi ve yeteneklerine göre ayarlanmış dinamik bir eğitim hizmetinin sağlanması yanında, günün diğer bölümünde normal yaşıtlarıyla birlikte eğitim-öğretim görmelerine imkân sağlayacak bir düzenlemenin gerçekleştirilmesi, bu tür çocukların hem zihinsel yönden hem de duygusal ve sosyal yönden gereksinimlerini karşılayacaktır, çünkü üstün çocuklar kendileri gibi yüksek potansiyele sahip yaşıtlarıyla zihinsel etkileşim içinde olma gereksinimi içinde oldukları gibi, ortak noktalar yakalamak ve birlikte uyum içinde yaşamayı öğrenerek sosyal gelişimlerini sağlıklı bir şekilde gerçekleştirmek için de normal yaşıtlarıyla etkileşim içinde olmaya ihtiyaç duyarlar.

Bu şekilde bir düzenleme, yine bu yönetmeliğin “c” ve “d” bentlerinde

a) Özel eğitim hizmetleri, özel eğitim gerektiren bireyleri sosyal ve fiziksel çevrelerinden mümkün olduğu kadar ayırmadan plânlanır ve yürütülür.

b) Özel eğitim gerektiren bireylerin, eğitim performansları dikkate alınarak, amaç, içerik ve öğretim süreçlerinde uyarlamalar yapılarak, yetersizliği olamayan akranları ile birlikte eğitilmelerine öncelik verilir

şeklinde ifade bulan özel eğitim ilkeleriyle de uyum içinde olacaktır (Davaslıgil, 1999).
BİLİM VE SANAT MERKEZLERİ YÖNERGESİ

İlköğretim ve Ortaöğretim çağındaki öğrencilerin, üstün veya özel yeteneklerini geliştirerek bilimsel düşünme ve davranışlarla estetik değerleri birleştiren, üretken, problem çözen bireyler haline gelmelerini, onlara gerçek yaşamda öğrenme fırsatları ve özel eğitim aktiviteleri yoluyla sağlayan bir eğitim kurumu olan bilim ve sanat merkezleri Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu 25.10.2001 tarih ve 370 sayılı kararı ile yürürlüğe girmiştir.

Özellikle, resim, müzik ve öteki özel yetenekler alanında küçük yaştan itibaren olağan üstü gelişme gösteren çocuklara uygulanmaktadır. Yurdumuzda da 6660 Sayılı Kanun Güzel Sanatlarda Fevkalade İstidat Gösteren Çocukların Devlet Tarafından Yetiştirilmesi Hakkındaki Yasa’nın uygulamaları bu örneklerden biridir. Fakat günümüzde bu kanun işlememektedir.
PROGRAM GELİŞTİRME ÇALIŞMALARI ÖZETİ

Üstün yetenekli/zekâlı çocuklara yönelik program modelleri, üstün yeteneklilerin/zekâlıların ihtiyaçlarını karşılamaya dönük öğrenme ortamları haline getirilen düzenleyici modellerdir. Herhangi bir modelin benimsenmesi ve sonradan geliştirilmesi en son nokta değil, daha çok bu öğrencilere uygun öğrenme olanakları sağlamaya yönelik başlangıç noktasıdır.

Program, herhangi bir diğeri değil de, belirli bir modelin kullanılması yönünde karar, bunlarda her birinin kullanılacağı kuruma ve program için geliştirilen hedeflere ne derecede uygun olduğuna ilişkin dikkatle yapılan değerlendirmelere dayanır. Burada sorulması gereken asıl soru hangi modelin seçilmesi değil, yapılan seçimin öğrencileri ne şekilde etkileyeceğidir.

Üstün yeteneklilere/zekâlılara yönelik bir program genelde çeşitli modellerin kullanılmasına odaklanır. Bu modeller, farklı potansiyellere sahiptir ve uygulamaya konmadan önce belirli bir durum için kullanılabilirlik ve uyarlanabilirlik özelliklerinin dikkatle gözden geçirilmesi gerekir. Tek bir model her şeyi yapamayacağından, öğrencilerin ihtiyaçlarını ve programın hedeflerini karşılayacak şekilde uygulamanın nasıl biçimlendirilebileceği ve şekillendirilebileceği, konusu ile bağlantılı olarak, değişik modellerin değerlendirilmesini gerektirir. Üstün zekâlılara yönelik bir program, pratik ve uygulanabilir özellikleri olası özelliklerle bütünleştiren ve benimseyen değişik modellerin bileşiminden sıklıkla yararlanır.

Üstün Zekâlılara/yeteneklilere yönelik bir programda uygulanabilecek pek çok model sınıflandırması vardır. Belirli bir programı geliştirmenin temelinde Zenginleştirme, Gruplandırma, Hızlandırma ve Rehberlik unsurlarının değişik biçimde kullanılması yatar. Her bir seçenek belirli bir modelin dizaynında kullanılabilecek bir unsur da olabilir, ayrı bir program modeli de. Her bir unsurun geliştirilme derecesi sonuçta modelin türünü belirler. Modeller arasındaki farklılıklar bu unsurların bir araya gelme biçimlerinin ve öğrencilerin kullanımına uygun hale getirilme biçimi ve zamanın bir sonucudur. Bir model, belirli bir unsurun bir diğerine göre daha fazla kullanılmasıyla kendini gösterebilir. Bu durum, tanımla ilgili bir sorun olmaktan çok, üstün zekâlı/yetenekli öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayan bir modelin yapılandırılmasını yönlendirecek unsurların tanınması ile ilgili bir sorundur.

Üstün zekâlı/yetenekli öğrencilere yönelik program modellerinin en sık kullanılan türlerinden bazıları şunlardır:

• Normal Sınıf İçinde Kümelere Ayırma

• Normal Sınıf Dışındaki Çalışmalar İçin Ayrılan Sınıflar

• Kendi Kendine Yeten Homojen Sınıflar

• Belirli Bir Konu ya da Konu Grupları İçin Homojen Ayırma

• Gezici Öğretmen

• Kaynak Odası

• Bire Bir Eğitim veya Danışmanlı Yaklaşımı
ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUK EĞİTİMİNDE
ÖĞRETMEN EĞİTİMİ VE UZMANLAŞMA

Öğretmenler, üstün yetenekli/zekâlı öğrenciler için amaç belirlerler, değerlerin oluşumuna yardım eder, öğretim yöntemi ya da stratejiler seçer ve belki de en önemlisi öğrencilere örnek modeller ortaya koyarlar.

Carroll (1940) ve Bentley (1937), üstün zekalılara öğretmenlik yapacak kişinin öğrenme konusunda şevkli, eğitsel yöntemlerde gerçek anlamda yeterli, kıskançlık ve bencillikten arınmış ve orta derecede parlak olmaları gerektiğini öne sürerler. Bentley (1937) özellikler listesine ayrıca üstün zekâlıların eğitim alanında özel eğitim alınmasını ve öğretmenlik deneyimini de eklemiştir.

Davis (1954) tarafından derlenen, üstün zekâlıların öğretmenlerinin çeşitli özelliklerine yönelik özellikler listesinde şu özelliler sıralanmaktadır; işbirlikçi demokratik tutum, nezaket ve tarafsızlık, iyi niyet ve tutarlı davranış, insanların problemlerine ilgi, esneklik, ödüllendirme ve takdir etme ve belirli bir konuda sıradışı öğretme yeterliliği.

Ortaokul düzeyindeki üstün zekalılara yönelik yatılı bir yaz programını izleme prosedürü olarak 60 öğrenci, Davis’in (1954) öğretmen özellikleri listesinin tercih sırasına göre derecelendirilmiş, üstün zekalıların eğitiminde önemli olduğunu düşündükleri özellikleri eklemişlerdir (Sisk,1984). Bu tercihler şu şekilde sıralanmıştır.

Tercih Sırası Yüzdelik (%)

Yeterlilik ve öğrenmeye yönelik ilgi 98

Belirli bir konunun öğretimindeki sıradışı yeterlilik 95

İşbirlikçi demokratik tutum 92

Geniş ilgi alanları 85

Ödüllendirme ve takdirin kullanımı 88

Esneklik 90

Adil olma ve tarafsızlık 93

Espiri duygusu 90

İnsanların problemleriyle ilgilenme 83

Hoş bir görünüm ve tavır 79
Sıralanan özelliklerden, öğrenmeye yönelik ilgi ve belirli bir konunun öğretimindeki yeterlik gibi mesleki özelliklerin, kişisel özelliklerden veya hoş bir görünüm ve tavırdan daha önemli olduğu açıktır.

Maker (1982) ’a göre üstün zekâlıların eğitiminde öğretmen özelliklerini incelemenin bir diğer yolu da, felsefi, kişisel ve mesleki olmak üzere üç gruba ayrılabilir.

Felsefi özellikler önemlidir, çünkü öğretmenlerin eğitime bakışının, öğretim yaklaşımları üzerinde büyük etkisi vardır. Örneğin, gezici programların, özel sınıf ve okulların, elit bir grup yarattığına inanan bir öğretmen, programa olumsuz duygularla ve şevk eksikliği ile başlayacaktır. Öğretmenler, üstün zekâyı, yüksek entelektüel potansiyeli, görev azmini, yüksek başarıyı ve yaratıcılığı kapsadığı şeklinde gördüğü zaman, üstün zekâlı öğrencilere, ders konularına odaklanma eğiliminde olan güçlü ve güçsüz yanlarıyla birlikte ortaya çıktığı şeklinde algıladıkça, öğretime öğrenciyi merkez alarak yaklaşacaktır.

Öğretmen tutumlarının zararlı olması için mutlaka olumsuz olması gerekmez. Örneğin, öğretmenler üstün zekâlı öğrencilerin daha iyiyi başaracağına inanabilirler ve sonuçta birer öğrenci olarak onların lehinde fikirler oluşturabilirler. Strom (1983), bu türden olumlu bir tutum oluşturduktan sonra, bunun çelişen bilgilere karşın devam edeceğini belirtmektedir.

Öğretmen ve yöneticilerin, felsefi yaklaşımları ve bunların sınıf içindeki sonuçlarını bilmelerinin önemi büyüktür. Çünkü aşırı derecede iyimser ve gerçek dışı beklentiler üstün zekâlıların eğitiminde neredeyse olumsuz tutumlar kadar zararlıdır.

Öğretmenlerin belirli bir konuda grup dinamiği becerileri, ileri düzeyde teknik ve stratejiler kullanması; araştırma eğitimine yer vermesi ve bilgisayar bilimlerine ilişkin bilgi sahibi olması türündeki mesleki özellikleri, hizmet-içi eğitim yoluyla geliştirilebilir.

Whitemore’ın (1980) ; üstün zekâlıların öğretmenlerini, öğrencilerin özelliklerine ve yaşam biçimlerine örnek teşkil eden, ilgi alanlarını ve bağımsız çalışmaları canlandıran, esneklik ihtiyacına karşılık veren ve üstün zekâlı öğrencilerin enerjik ve araştırıcı kafalarından hoşlanan öğretmenler olarak tanımlamıştır.


Download 0.52 Mb.
1   2   3   4   5   6   7




Download 0.52 Mb.

Bosh sahifa
Aloqalar

    Bosh sahifa



ÜSTÜn yetenekli Çocuklar durum tespiTİ komisyonu

Download 0.52 Mb.